: : Çınar Yayınları

Anasayfa

Yayın Arama

Yayın / Yazar adı

Yayın türü:
 

Detaylı arama

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol


UTKU ERİŞİK :Çizginin Emekçisi, Emeğin Çizeri BURHAN SOLUKÇU Yazdır E-posta

UT K U ERİŞİ K :“Çizginin Emekçisi, Emeğin Çizeri BURHAN SOLU KÇU ” adlı kitabı üzerine Kürşat Coşgun ile konuştuk…

Kitabınızın adında da vurguladığınız gibi, hem ‘emeğin çizeri’ hem de ‘çizginin emekçisi’ bir usta , Burhan Sol ukçu … Bugünkü kuşağın adını bilmediği, unutulan bir sanatçımız. Böyle bir kitabı yazmaya başlamanızda nelerin etkisi oldu sizde?

70’lerin sonundan beri karikatürle uğraşıyorum; ancak benim bu uğraşım yalnızca karikatür çizmekle değil, karikatürü anlamak için onun tarihsel gelişimi ve kuramsal yanlarını araştırmak üzerine de oldu. Burhan Sol ukçu daha öncesinde de çizgilerini bildiğim, yaşamı üzerine de ufak bilgi kırıntılarına sahip olduğum bir çizerdi; onun çizerlik serüveni öncesinde Zonguldak’ta madenci olarak çalışması, yıllardır Zonguldak’ta yaşayan biri olarak bana çekici geldi. Açıkçası, başlangıçta Burhan Sol ukçu ile ilgili yaptığım çalışmanın bir kitap oylumunu bulmasını ummuyordum; ancak gerek kendi araştırmalarım, gerekse kitapta adını andığım dostların katkılarıyla çalışma bir kitap haline dönüştü.

Burhan Solukçu ’yu çizmeye Rıfat Ilgaz ustamızın yönlendirip özendirdiğini anlatıyorsunuz. 1952’de Yedikule Verem Hastanesi’nde hüzün dolu bir karşılaşma bu. “Bu hastanenin üçüncü pavyonunda 28 kişilik büyük bir koğuş vardı. Bir gün bu koğuşa bir kucak kemik getirip bırakıverdiler.” diyor Ilgaz. O ‘bir kucak kemik’ Burhan Sol ukçu ’nun karikatüre başlamadan önceki yaşamına ve Zonguldak gerçeğine biraz değinir misiniz?

Sol ukçu, henüz küçük yaşlarda iken parçalanmış bir ailenin tek çocuğu. İlkokulu bitirene kadar annesiyle, çıraklık eğitim merkezinde eğitime başladığı yıllarda annesinin yeniden evlenmesiyle tek başına yaşamaya başlıyor. K ısacası göbeğini kendi kesenlerden; ancak düzenli bir aile yaşamına sahip olmaması ve ağır iş koşulları çok erken yaşlarda veremle tanışmasına neden olur. Henüz yirmi iki yaşındayken ‘iş göremez’ denilerek madencilik yaşamından ‘ihraç edilir.’ Bu dönemde henüz yeni evlidir. Bir yandan tedavisi için uğraşırken, bir yandan da kahvehanelerde karakalem portre ressamlığı yaparak geçinmeye çalışır. K astamonu, Heybeliada, Erenköy, Yedikule gibi sanatoryumlarda (sıra buldukça) tedavi görürken, tedavi masraflarını da sanatıyla kazanmaktadır. Ancak tedavisinin ancak İstanbul’da yapılabiliyor olması ve geçim koşuları onu bir süre sonra İstanbul’a taşınmaya zorlar. Rıfat Ilgaz ’ın ‘bir kucak kemik’ halinde tanıştığı Burhan Sol ukçu ile çeyrek yüzyıl boyunca süren dostlukları bu koşullarda başlamıştır. Ilgaz, çizgiye yatkınlığını ve çizmekten başka bir şey yapamayacağını gördüğü bu genç dostunun hep yanında olur. Onun bir insan, bir sanatçı, bir aydın olarak duruşunda önemli bir rol oynar.

Rıfat Ilgaz ile Burhan Sol ukçu ilişkisini ben biraz da, Nâzım Hikmet ile İbrahim Balaban ilişkisine benzetiyorum. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Doğru bir benzetme… Nazım’ın Balaban’la ya da Orhan K emal’le olan ilişkisi de, geniş yığınlar tarafından bilinen, sevilen bir yazarın genç ve sanat yaşamında henüz yolun başında olan biri için yeni ufuklar, yepyeni dünyalarla tanışmasına olanak yaratması açısından benzerlik taşımaktadır. Toplumun gerçek öncüleri, aydınları için yaşamın her alanı okuldur. Bu bazen tarla olur, bazen fabrika; bazen hapishanedir, bazen de hastane. Önemli olan, yaşamın gerçeği karşısında doğru yerde durabilmek, ışığını bulunduğun her yerde yansıtabilmektir. Nazım da, Rıfat Ilgaz da bu açıdan bakıldığında yalnızca şair- yazar kimlikleriyle değil, yaşam okulunun öğretmenleri olarak da iz bırakmış gerçek aydınlardır.

Burhan Sol ukçu ’nun aslında ne denli önemli bir çizer olduğunu anlamamızda kitabınızın önsözünü kaleme alan Turhan Selçuk’un söyledikleri bile yeterli. Turhan Selçuk gibi büyük bir ustanın, “Önce maden ocaklarının dehlizlerinde emekçilik yaptı, sonra mizah çizerliğinin labirentine girdi ve bu labirentin dehlizlerinde emekçiliğini sürdürdü. Aydınlanmaya yönelik çizgileriyle, efendiliğiyle, onuruyla…” demesinden yola çıkarsak, neden unutuldu adı Burhan Sol ukçu ’nun? Popüler kültür adında bir kültürsüzlük kuşatması altında mıyız gerçekten de? Ve bu, Sol ukçu’ların unutulması demek mi olacak hep?

Bu kitap aslında biraz da bu dediğiniz şeyler için yazıldı. Bilgi çağı olarak tanımlanan çağımızda belleklerin bu denli zayıflığı korkunç bir paradoks. Hiçbir niteliği olmayan ve yalnızca birkaç haftalığına şöhret olan kişilerin adları sanki hiç silinmeyecekmiş gibi bir yerlere kazınmaya çalışılırken, bütün ömrünü bu toplum için bedel ödemekle geçirmiş değerlerimizin unutturulması için büyük uğraş veriliyor. İnsanlar her gün biraz daha değerlerinden kopuyor, yabancılaşma süreci var gücüyle devam ediyor ve insanlar gittikçe  biraz daha yalnızlaştırılıyor. Yaşamımıza anlam ve zenginlik kazandıran, adları ve yapıtları çağları delercesine bugüne ulaşmış insanlık abideleri  ‘tu kaka edilip’ unutturulurken, popüler kültür her gün yeni karton ilahlar yaratıyor. Elbette bu unutturma, yok sayma furyasından Burhan Sol ukçu gibi sanatçılar da nasibini alacaktır. Önemli olan, tüm gücümüzü insanlığın önündeki bu kuşatmayı yarabilmek için kullanabilme istencini gösterebilmemizdir. Benim bu kitabı hazırlarken ‘Acaba Sol ukçu’yu hiç tanımayan ya da unutan bu toplum, bu kitabı okur mu?’ diye hiç endişem olmadı. Doğaldır ki, bu kitap koca koca bilboardlarda ya da her akşam televizyonlarda kafamıza çakılırcasına yapılan reklam bombardımanı ile tanıtılan kitaplarla nicelik anlamında yarışamayacaktır; ama içeriği ve bu anlamda amacıyla yerini bulacağından da hiç kuşkum yoktur.

Sizin ilk kitabınız, Dönüp Bakınca adında, çizgilerinizden oluşan bir albüm. Değişik zamanlarda sergiler açarak, bu sanata değerli katkılarınızı sürdürüyorsunuz. Bir çizer gözüyle, Burhan Sol ukçu ’nun çizgilerini nasıl buluyorsunuz? Sol ukçu’nun Türk çizgi sanatındaki yeri neden önemli sizce?

Başta da söyledim, 70’li yılların sonundan beri karikatürle uğraşıyorum ve bu konudaki esas uğraşım çizerlik. Birçok sergi açtım, çizgilerim çok sayıda yayında yer aldı. 2001’de yayımladığım ilk albümüm ‘Dönüp Bakınca’da yaklaşık yirmi yıllık karikatür geçmişimden bir seçki oluşturdum. Yaşam alabildiğine bir hızla akıp geçiyor. Neşe, üzüntü, endişe, heyecan, korku ve daha bir sürü insani yanımız bu akıp geçmelerin ürünü. Bazısı bizim için kişisel olarak çok önemli olan, bazısı da tüm insanlığı ilgilendiren bu akıp geçmelere bir mim koymak gerek düşünüyorum. İşte sanatın gerçek işlevi de bu noktada başlıyor. K işisel duygularımız gibi görünen birçok şeyin, insanlığın ortak buluşma noktaları olduğunu görmek beni sanat yapmak için kamçılayan en önemli belirleyicidir. Çıkıştaki kişisellik finalde insanlığın buluşmasına dönüşmektedir.

Karikatürün benim için en çekici yanı, tavrının haktan ve halktan yana olması. Yaşamın içinde olan her şey bu sanatın da içindedir. Toplumsal yaşamda ortaya çıkan her türlü uygunsuzluk karikatürün eleştiri oklarıyla buluşur. İşlevi yaşamı anlamlandırmak ve daha mutlu kılmak üzerinedir. Her gün biraz daha kirlenen dünyayı daha yaşanır kılmak, olumsuzlukları tüm çirkinliğiyle ortaya koymak, bireyi ve toplumu sorgulamak karikatürün mayasını oluşturur. Gerektiğinde şiirsel bir duyarlılığı yansıtan karikatür, bir anda dünyanın en etkili silahı haline de gelebilir. İnsanlık tarihine şöyle bir baktığımızda, ekonomik, toplumsal, kültürel nice kavgada, mizahın, yığınların en büyük silahı olduğunu görürüz.

Sol ukçu’ya gelince… Sol ukçu, 1956’da Dolmuş’ta yayımlanan ilk çizgisinden, son çizgilerine kadar sürekli kendini yenileyen, çizgide yeni arayışlar peşinde koşan bir karikatürcü. Olayları çok iyi gözlemleyen, yorumlayan ve yorumunu çok net çizgilerle okuyucusuyla paylaşan bir çizer. K arikatürlerinde süsleme, gereksiz ayrıntı vb. yoktur. Söyleyeceğini hiç dolandırmadan ve ifade edilebilecek en kestirme yoldan söyler. Çizgilerinde yalınlaştıkça, basitlikten o denli uzaklaşmıştır. Beni en çok çeken yanı da bu. 60’lı yıllarda, adı 50 K uşağı olarak anılan çizerlerden birçoğu mizah dergilerinden çekilince, Cafer Zorlu, Necmi Rıza ve Zeki Beyner’le birlikte Sol ukçu da bu dönemin lokomotiflerinden biri olmuştur. Amcabey, Akbaba, Pardon gibi dergilerde karikatürden çizgi romana, vinyetten bant karikatüre kadar her türlü çizim ağırlığını bu imzaların taşıdığı kişilerce gerçekleştirilmiştir. Sol ukçu’nun çizgilerinde hep ezilenlerin, emekçilerin kavgası vardır ve bu yanıyla gerçek bir emekçidir.

Son olarak… Bu kitabı hazırlamanızda emeği geçenlere değinelim. Türk edebiyatında son zamanlarda ne yazık ki bu türden yayınlara rastlayamıyoruz. K itabın öncesinde ve sonrasında nasıl tepkiler aldınız?

Bu kitap monografik yanıyla Türk karikatüründe bir ilk kitap, dileğim ardının başka çizerler için yapılanlarla gelmesi. Başladığım andan son noktayı koyduğum güne kadar dostların hep olumlu tepkilerini aldım. Hatta bu tepki sözle de kalmadı.  Ne çok dostun emeği var bu kitapta, bir bilseniz. Sol ukçu ailesine ulaşmamı sağlayandan, onun madencilik günlerine ilişkin bilgilere ulaşmamı sağlayana, çizgi dünyasına ilişkin bilgilendirici metinler gönderenden, onun için özel çizimler yapana kadar birçok dostun katkısını gördüm; ama başta dostluğundan büyük onur duyduğum Semih Poroy olmak üzere, ışıklar içindeki Necati Abacı , T.Yener Çakmak, Raşit Yakalı gibi çizgi dünyasının içindeki dostlara ayrı bir selam yollamak isterim. Burada büyük üstad Turhan Selçuk için ise ayrı bir paragraf açmak gerektiğini düşünüyorum. K endisine ilk olarak mektupla ulaştığımda, bana koca bir zarf dolusu dokuman gönderdi. K itabın önsözü konusunda dileğimi kırmadı; ama benim için en büyük katkısını söylemeden de geçemeyeceğim. Sol ukçu’nun Dolmuş dergisinde yayımlanan ilk karikatürünü yaptığım araştırmada 31 Mayıs 1956 yılı olarak saptamış ve bu şekilde kitaba almıştım. Önsöz için kendisine kitap taslağını gönderdiğimde, Turhan Selçuk, Sol ukçu’nun yayımlanan ilk karikatürünün 31 Mayıs 1956 değil, 26 Nisan 1956 tarihli olduğu konusunda beni uyardı ve arşivinden bu karikatürün bir örneğini de çıkararak bana gönderdi. K itap içinde küçük bir ayrıntı gibi görünen bu konuyu açığa kavuşturduğumuzda Sayın Selçuk 82 yaşındaydı ve bu davranışıyla günümüz gençliği için ders veriyordu. Bu olayla anladım ki, bir insan boşuna Turhan Selçuk olamıyor.

Son olarak bu çalışmanın kitap boyutunu kazanmasında ve okuyucuya ulaşmasında sağlamış olduğu büyük katkı için, sevgili Aydın Ilgaz Ağabeyin şahsında tüm Çınar Yayınları ailesine teşekkür ediyorum. Evrensel K itap K asım 2006

 

 

 
< Önceki   Sonraki >