: : Çınar Yayınları

Anasayfa

Yayın Arama

Yayın / Yazar adı

Yayın türü:
 

Detaylı arama

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol


B. Sadık Albayrak: Karadeniz'in kıyıcığında Rıfat Ilgaz şenliği Yazdır E-posta
B. Sadık Albayrak : Karadeniz'in kıyıcığında Rıfat Ilgaz şenliği

 

Bu yıl on birincisi düzenlenen Sarı Yazma Rıfat Ilgaz  Festivali için 7-9 Temmuz 2006'da Cide'deydik. Burası Rıfat Ilgaz'ın yüzyılın başında doğduğu kasaba. Babası Düyunu Umumiye'nin tuz işletmesinde çalışan Rıfat Ilgaz'ın yaşamla en yoğun haşır neşir olduğu çocukluk dönemini geçirdiği yer. Deniz ve güneye doğru yükselen dağlarla çevrelenmiş yemyeşil bir kasaba. Bartın'dan sonra yol boyu seyrine doyamadığımız, orman yeşiliyle Karadeniz mavisinin yoğunluğu Cide'ye inince her yanımızı sarıyor. Doğada başka renklere yer kalmamış sanki. Cideliler eksik renkleri buradaki kadınların simgesine dönüşmüş sarı yazmalarla tamamlamaya çalışıyorlar. Kasabanın ambleminde ormanın yeşili, denizin mavisi ve güneşin turuncusu birleşiyorlar.

 

Doğaya haksızlık etmemeli bulut beyazı da, bulut grisi, uçucu sis hafifliği kasabanın üstünü kaplıyor.

 

Sabah yağmurla uyandığımız bir gün öğlene doğru yakıcı güneş altında sığınacak gölge aradık. Doğanın cömertliği, coğrafyanın zenginliğine doğan Rıfat Ilgaz , tarihin hızlandığı bir dönemde yaşamdan olağanüstü imgeler kazımış belleğine. Şiirlerinde, romanlarında, öykülerinde yeri geldikçe bu imgeleri bizlere, bütün insanlığa taşımış.

 

Festivalin bunca yıl yaşamasını ve gelişmesini sağlayan kişiler, kuşkusuz, Rıfat Ilgaz'ın oğlu Aydın Ilgaz ve eşi Nilgün Ilgaz. Çınar Yayınları aracılığıyla yazarın bütün yapıtlarının yeni baskılarının yapılmasını ve yeni okurlara ulaşmasını sağlayan Aydın Ilgaz , on bir yıl boyunca değişen belediye başkanlarıyla ortak çalışma içinde festivali bugünlere getirmiş. Festival, Rıfat Ilgaz üzerine söyleşi ve panellerle birlikte, kasabada ve çevre köylerde yaşayanların bir halk şenliği havasında buluştuğu konserlerle yediden yetmişe herkese bir şeyler anlatmayı başarıyor.

 

Bundan iki yıl önceki festivalde, genç kızlar arasındaki güzellik yarışmasına, geleneksel kıyafetlerini giyerek gelmiş, yolda minibüs arızalandığı için yetişememiş bir köylü kızını hatırlıyorum. Belki yarışmanın en güzel kızı seçilecek köylü kızının iri kahverengi gözleri ağlamaklı olmuştu. Başka bir kültürde düzenlense hoş olabilecek ve gülünüp geçilecek bu yarışma, televizyon yarışmalarının ve MA Erbillerin eğitiminden geçmiş esnaf sunucusunun sözleri ve hareketleriyle sinir bozucu, bayağı, aşağılayıcı bir işe dönüşmüştü. Güzellere verilen ödüller de en az esir pazarında cariye pazarlayan çığırtkan havasındaki sunucu gibi sinir bozucuydu. Bilmem ne süpermarketinden birinci güzele bir koli koka kola, ikinci güzele bilmem ne tuhafiye 7 takım bady hediye ediyor... Züccaciyeci fritöz takımı veriyor... Böyle uzayıp giden bir ödül listesi vardı. Cide yarışmalarının kendini çok önemseyen bu sunucusuna bu yıl, Gürcistan halk oyunları ekibinin gösterisini ve Cide'den manzaralar fotoğraf yansımasını seyrederken rastladık. Bizi Pazar günü sunacağı şarkı yarışmasına davet etti. "Güzellik yarışmasına ne oldu" dedim. Katılım yetersizliği nedeniyle bu yıl yapılmayacakmış. Belki de pop star yarışmalarının etkisiyle bu yıl şarkı yarışması yapmak daha çok işlerine geldi. Festivalde konser veren Coşkun Sabah'ın da jüri üyesi olduğu bu yarışmayı izlemeye gitmedik.

 

Festivalde Nâzım Hikmet Kültür Merkezi Edebiyat Atölyesi'nin de bir etkinliği vardı; Rıfat Ilgaz'ın çocuklar için yazdığı Kumdan Betona romanından uyarlanan bir okuma tiyatrosu gösterisi. Etkinlik umduğumuzdan da çok ilgi gördü. Otuz kırk Cideli çocuk ve anababaları bir buçuk saat süresince, Cide'nin bir köyünden çıkıp çıraklık, işçilik yaparak kendini yetiştiren, bir yandan da okuyarak inşaat mühendisi olan Necat'ın öyküsünü merakla dinlediler. Rıfat Ilgaz , koşullara teslim olmayan ve değiştirmek için emeğini, bilgisini, yaratıcılığını harekete geçiren, her şeyden önemlisi dostluğunu, dayanışmasını esirgemeden mücadele eden insanın öyküsüyle bugünün çocuklarına bir kapı açıyordu. Okuma tiyatrosundan sonra çocuklar dağıttığımız kâğıtlara öykünün çağrışımlarıyla resim yaptılar. Etkinliğe edebiyat atölyesinden Emel Dinseven, Duygu Şarman, Yeliz Saygınar ile birlikte ben katıldım.

 

Cumartesi sabahı Belediye Düğün Salonu'nda düzenlenen açıkoturumun konusu Rıfat Ilgaz'ın şiiriydi. TYS Başkanı Enver Ercan , TYS 2. Başkanı Mustafa Köz ve benim katıldığım toplantıda Ilgaz'ın şiirinin gelişim süreci ve bugün bize bıraktığı miras enine boyuna tartışıldı.

 

Ben konuşmamda Rıfat Ilgaz'ın bütün şiirlerinde ve bütün romanlarında temel ekseni oluşturan bir yönüne dikkat çektim: "Zorunluluğun bilinci olarak özgürlük" kavrayışı. Yazar bu eksenden hiçbir zaman kopmaksızın zorunlulukların bilgisini geliştirdikçe insanın özgürlüklerini nasıl genişleteceğini, zorunlulukların dünyasından sosyalizmin özgürlükler dünyasına nasıl ulaşacağını edebiyat dili içinde sürekli bize duyumsatmaya çalışıyor. Babası tuz idaresinde çalışıyordu, halkın en temel gereksinimlerinden biriydi tuz, bir başkası gaz, bir başkası zeytinyağı, ekmek; Rıfat Ilgaz bütün yapıtlarında bu en temel gereksinimleri bile özgürce karşılanmamış insanın trajedisine yer veriyordu. Sınıf şiiriyle başlayan sınıf gerçeği, toplumsal zorunlulukların ve sömürünün insanı ne hale getirdiği, bu koşullarda hiç tükenmeyen umudun nerede olduğu, iyimser dünya görüşünün ışığında aydınlanıyor, okura ulaşıyordu.

 

Festivalde Cumhuriyet yazarı Mustafa Balbay, Amerikan emperyalizminin kuşatma ve saldırısının hedefindeki ülke İran'ı ele alan bir konferans verdi. Kemal Urgenç, restorasyonu süren, Ilgaz'ın doğduğu eve komşu ADD lokalinde karikatürlerini sergiledi. Festivalin konukları arasında Cumhuriyet Kitap editörü Turhan Günay ile Evrensel ve Gündem gazetelerinden muhabirler de vardı.

 

Cide'de Rıfat Ilgaz'ın öğrencileri ve arkadaşlarıyla tanıştık. Onun yolundan giden bir grup özveriyle Cide Postası gazetesini yayımlamaya devam ediyorlar.

 

Onun yapılmasını sağlamak için yazılar yazdığı, toplantılar yaptığı limandan dönüp Cide'ye ve hafif bir eğimle başlayıp dağlarla gökyüzüne tırmanan ormana bakıyoruz. Limanın taşlarında Karadeniz'in bir yaz akşamında uysallaşmış dalgaları patlıyor. Biraz ötede ormanın kıyısında, ağaçlar içinde birkaç yılını geçirdiği ev var. Az aşağıda babasının tuz idaresindeyken çalıştığı tuzhaneden geriye kalan kulübe.

 

Cide'den ayrılırken halkına bağlı bir yazarın ölmeyen eserine tanık olduğumuz duygusuyla doluyuz.

 

 

 
< Önceki   Sonraki >