: : Çınar Yayınları

Anasayfa

Yayın Arama

Yayın / Yazar adı

Yayın türü:
 

Detaylı arama

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol


Ali Nazlı: "Rıfat Ilgaz'ın Şiirinde Mizah Öğeleri" Yazdır E-posta

Ali Nazlı: "Rıfat Ilgaz'ın Şiirinde Mizah Öğeleri"  

 


Halkımızın gözünde, gene halkımızın yaşayan dilinden anlatalım o dönemin felsefesini... Güzel bir örneği vardır eğer dikkat buyurursanız. "Türk Köylüsü" şiiridir ki benim çok hoşuma gittiği için buraya örnek olarak aldım.

TÜRK KÖYLÜSÜ
Topraktan öğrenip
kitapsız bilendir.
Hoca Nasreddin gibi ağlayan
Bayburtlu Zihni gibi gülendir.
Ferhad'dır
Kerem'dir
ve Keloğlan'dır.
Yol görünür onun garip serine,
analar, babalar umudu keser,
kahbe felek ona eder oyunu.
Çarşambayı sel alır,
bir yâr sever
el alır,
kanadı kırılır
çöllerde kalır,
ölmeden mezara koyarlar onu.
O, «Yûnusû biçâredir
baştan ayağa yâredir,»
ağu içer su yerine.
Fakat bir kerre bir derd anlayan düşmeyegörsün önlerine
ve bir kerre vakterişip :
"Gayrık yeter!...»
demesinler.
Ve bir kerre dediler mi :
«İsrafil surunu urur
mahlukat yerinden durur»,
toprağın nabzı başlar
onun nabızlarında atmağa.
Ne kendi nefsini korur,
ne düşmanı kayırır,
«Dağları yırtıp ayırır,
kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa...»

Nazım Hikmet

Bir başka ozan bilebilecek miyiz acaba, neşesi kaçıyor hüzün, ayrılığın ölümcül sıkıntıları ile tanıdığımız... Kısa bir şiiri:

Nedim'e Dair

Mevsimin tam lale zamanı
Geçtim bir akşam Sadabat'tan,
Koltuğumda Nedim divanı.
Sorma ne kalmış o hayattan?
Ne def-i gam eyleyen şarap,
Ne mest-i naz... Sadabat harap.
Sadabat değil Kağıthane;
Çingenenin fal baktığı yer;
Lale devri ancak efsane.
Koca Nedim? N'oldu o günler?
Dilde lezzet bunca mısraın
Söylemiyor nerde mezarın


Başka bir şiiri de eğer hatırlayamadıysanız "Dante gibi ortasındayız ömrün..." Cahit Sıtkı (Tarancı) ...
Acaba bu örneklerden sonra Rıfat Ilgaz şiirlerinin kaba inşaat tanımı nedir? Vurucu, çarpıcı rengi nasıldır?
Sade bir anlatım, imgeden kaçış serbest müstezadın güncelliği yaşayan dilin karakteriyle toplumsal gerçekçiliği diğerlerine benzemeyen tanımadığımız bir tarz... Bu deneyişin yakın plan baktığımızda farkı hemen anlaşılır. Zaten ozan Rıfat Ilgaz şiiri şöyle -kendine göre- yorumluyor: "Sanatla halk arasında uyumu yeniden kurma görevi sömürü düzeni hızını artırdığı sürece kaçınılmaz bir eylem olmalıdır.
Her yeni çağ aşağıdan yukarıya doğru itilerle oluşup gelişirken, toplumla içli dışlı olması gereken şair de gerçekçiliğin yeni biçimlerini yaratmaya itilmektedir .Şair toplumu değiştirme, oluşturma çabası içinde kendisini de geliştirip oluşturacaktır.(...) Coşku ve hayranlık yaratan kişidir şair. Bu coşku ve hayranlık benzer koşullar içinde yaşayanlar arasında mümkündür. Bir şairin etkileyici ödevi bu koşulların içindekilerle yüzyüze geldi mi başlar."
Böyle özetliyor Rıfat Ilgaz , şiirle kendi arasındaki ilişkiyi, ozan o yolu kalın çizgilerle böyle çiziyor
, bu çizgiye sonuna kadar sadık kalıyor. Burada ortaya koyduklarından şiir dünyasında çok olumlu eleştiriler alır

1940-50 arası edebiyat dünyasında tanıdık kişiler onun hakkında çok önemli eleştiriler yazacaklardır: Asım Akşar, Oktay Akbal , Sabahattin Ali, Özdemir Asaf, Avedis Aliksanyan, Pertev Naili Boratav, Hüsamettin Bozok, Behice Boran, Muzaffer Şerif Başoğlu, Hulusi Dosdoğru, Abdülbaki Gölpınarlı, Kenan Harun, Esat Adil Müstecaplıoğlu, Fahir Onger, Kemal Salih Sel, Ref'i Cevat Ulunay,Yusuf Ahıskalı, Ömer Bedrettin Uşaklı...vd.
Rıfat Ilgaz hakkında bir çok eleştiri yazmış olan bu önemli kişiler daha sonra Asım Bezirci'nin kendisiyle uzun bir söyleşi yaparak yazmış olduğu " Rıfat Ilgaz " adlı kitap değerlendirmeler için çok önemlidir. Bu şiir dünyasının, edebiyat dünyasının önemli kişilerinin yazdıkları o kadar ince birer edebiyat ürünüdür ki, buraya birebir hepsini almak isterdik ama bu mümkün değil.Kısa olması bakımından bazılarını buraya sadece size örnek olsun diye alacağım ama öncelikle Rıfat Ilgaz'ın "Alişim" şiirine bir bakalım. Alişim, biliyorsunuz ki Trakya yöresinin bir türküsünün kahramanıdır:

Alişim

Kasnağından fırlayan kayışa
kaptırdın mı kolunu Alişim!
Daha dün öğle paydosundan önce
Zileli'nin gitti ayakları.
Yazıldı onun da raporu:
"İhmalden!"
Gidenler gitti Alişim,
boş kaldı ceketin sağ kolu...
Hadi köyüne döndün diyelim,
tek elle sabanı kavrasan bile
sarı öküz gün görmüştür,
anlar işin içyüzünü!
Üzülme Alişim, sabana geçmezse hükmün
Ağanın davarlarına geçer...
Kim görecek kepenek altında eksiğini
kapılanırsın boğazı tokluğuna.
Varsın duvarda asılı kalsın bağlaman
beklesin mızrabını.
Sağ yanın yastık ister Alişim,
sol yayın sevdiğini.
Ama kızlar da, emektar sazın gibi,
çifte kol ister saracak!

Rıfat ILGAZ

Asım Bezirci, bu ilk şiirler için: "Yalın, akıcı bir dili vardır. Orhan Veli gibi Ilgaz'da kapalı, süslü, yapma, şairane anlatımlardan hoşlanmıyor, belagata olduğu kadar geleneğe de sırt çeviriyor. İmgeye, lirizme, ölçüye ve uyağa boş veriyor." Bezirci, mizah yönüyle Orhan Veli, Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi karşılaştırmaları yapar ve şöyle der: "Orhan Veli, özellikle Garip döneminde batıcıdır, Ilgaz ise yerli ve yereldir. Orhan Veli, halk gibi olmaya özenir, Ilgaz ise halktan biridir. Ilgaz her şeyiyle yerli bir yazardır. Dili, konuları, mizahı ve yerel renkleriyle Hüseyin Rahmi, ya da Ahmet Rasim'i andıran ama dünya ve sanat anlayışıyla onlardan ayrılan bu yerellik şiirleri daha bir ilginç kılar."
Bezirci'den başlayarak diğer değerlendirmecilerin yazılarından yapacağımız alıntılar, dikkat buyurun, bir amaca, yöne doğru çekmek istiyoruz konuyu, bu Ilgaz'ın şiirlerinde kullandığı, O'nu diğer ozanlardan ayıran mizah ögesi.Bu ögelerle şiirine kattığı tat, bu tat ile toplumcu-gerçekçi çizgide ilerlerken izleyici değil, kendine özgü bir çığır açmış olur ki, bu " Ilgaz Şiiri "dir.Kullandığı dil, yerelliği, şiirsel anlamlılığından kaçış, belagata önem vermeyiş,
Rıfat Ilgaz'ın sanatında vazgeçemediklerindendir, sanatının temel taşları bunlardır.Şiirde kullandığı mizah bir başka temel taştır ki, bugüne değin kullanma cesaretini başka ozanlar gösterememiştir.Bunları kullanan ozanlar ya Nasrettin Hoca fıkralarında ya da fabllarda kullanmışlardır.Divan edebiyatı "Harname"si bir örnek gibi görünse de toplumsal değildir: Hepinizin bildiği "Bir eşek var idi zaif-i nizar/ Yük elinden kat'i şikeste vü zar..." diye başlar. Halk edebiyatında buna benzer taşlamalar, incelikle toplumcu gerçekçiliğin ötesindedir: "Manda yuva yapmış söğüt dalına/ Yavrusunu sinek kapmış gördün mü?" cinsinden ya da " Aslı yok yaylasındaki koyunlar"ı anlatır.

"Merhamet" şiirini hepiniz bilirsiniz. "Merhamet" şiirindeki şu dizelere bir daha bakalım: "Rızkımızdan para çaldılar,
hoş gördük
Gün oldu
nar gibi kızarmış ekmekleri
bekleyen tezgâhtarı bile kıskandık
Nar mı yetiştirmedik kavak ağaçlarında
Hem de kafamız kadar..."
Rıfat ILGAZ

Burada anlatılan mizahın inceliği, aymazlıklarımızın üstüne bir bir kova su gibi dökülür sanki. Bizi çileden çıkaracak keskinlikte değildir; isyanımız göğe yükselmez de dudaklarımızda bir tebessümle, başımızla onaylatıp doğru dedirten cinstendir. Rıfat Ilgaz , insanı çaresiz, sübabı kapatılmış buhar kazanı gibi patlatmak için zora koşmaz, zıtlıkları mizah sosu ile pişirip önümüze sürüşü tadı doyumsuzdur. "Rızkımızdan para kazandılar, hoş gördük..." Burada kullanılan karşıtlık- çelişki- toplumun aynasıdır. Bugün aynı "rızık" elimizden alınıyor, sesimiz çıkmıyor; kim bunun tersini söyleyebilir? Kim boş konuşup laf ola, beri gele cinsinden öldürdüğümüz zamanların da yaşamımızdan ne kadarını aldığını bilebilir? "Nar mı yetiştirmedik kavak ağaçlarında/ Hem de kafamız kadar..." Boşa giden zamanları, disipline edilemeyen yaşamları bundan daha güzel karikatürize edebilir mi? Burada size bir de Abdülbaki Gölpınarlı'nın bir eleştirisini okumak istiyorum.: "Halkın diliyle konuşan, halkın nüktelerini duyuran, bize her şiirinde en acı şeylere karşı bile dudaklarında derin ve manalı gülümsemeyle görünen Rıfat Ilgaz ’dan çok şeyler bekliyoruz." demektedir. Beklentiler boşa çıkmayacak, fazlasıyla ürün verecektir.

Şiirdeki tadın gülümseme öğesiyle geldiğini ama bunun acı gülümseme olduğunun altını çizer. Belki Rıfat Ilgaz sanatının temeli bu gülümsemeyle ilgili. Belki değil mutlaka gülümsemeyle ilgili... Bu sanatın, bu şiir anlayışının kristalize edilmiş özsuyu sanatına değişik çeşniyi veren öğe içine katılan mizahtan geliyor. "İşte Böyle Azizim" şiirine bir bakalım, çünkü burada kendisi anlatılmaktadır:

Seninle sanatoryumda tanışmıştık
O günler bir türlü unutulmuyor
Ne tatlı sigara içerdik
biliyor musun hemşirelerden saklı.
Sonra bir yolculuktan bahseder gibi
uzun uzun ölümden konuşurduk.
Gelmediği için ödeneğin
o günlerde az kaldı taburcu edeceklerdi seni.
Sonra da para bulmuştun yatmaya,
lakin zaman bulamadın
Bir gün çıkarsın diye adresini almıştım.
Hani vaktinde gitmedin değil
Kötüleşti dünyanın hali,
En güzeli işin peşinde çoluk çocuk bırakmadın
Kış geliyor karakış,
ne soba var, ne bir dirhem odun.
İşleri sorsan eskisinden sıkı.
Ve aldığımız para malum
Yaşamak zor azizim,
Sağ olsaydın eğer,
Nasıl bulacaktın her gün
Sütü, taze yumurtayı, pirzolayı?
Çok şükür bunlara kalmadı ihtiyacın.
Biz hala öğrenemedik senin kadar
Etsiz, ekmeksiz ,parasız,pulsuz yaşamayı.
Rıfat ILGAZ

Ölen dostu ile yapılan yarenlikte yaptıkları, konuştukları, "Sonra bir yolculuktan bahseder gibi uzun uzun ölümden konuşurduk" Ölümle yolculuk arasında bir ilinti olduğu gerçeğinden yola çıkan ozan ancak uzun uzun ölümden konuşma bir kabulleniş gibi görünmektedir. Her iki dizedeki ölümle yolculuğun bu denli içli dışlı oluşu na ozan kahırla bakmıyor. Uzun uzun ikilemiyle mizahi bir boyut katmaktadır.

Ancak yola çıkacak bir yolcu , bir dost için söylenebilecek kabilden sözlere benziyor bu benzetişin ortaya koyduğu tatlı gülümseme. İçimizi burkarak anlatır Ilgaz. Evlenmeyişin, çoluk çocuğun olmayışı için "en güzeli işin" diyerek onlar kış gereksinmelerini nasıl temin ederlerdi? Diye alaylı bir bakışı vardır. "Parasız pulsuz yaşamayı biz hala öğrenemedik" mizahi çok hoş bir deyişle, yani azizim diyor, yukardaki gereksinmeleri de göğüslemek pek kolay değil, tıpkı bir dostla sohbet eder gibi. Bu sanat yalın, toplumsal gerçekçiliğin buruk mizah tadıyla bizi uyandıran, kendimize getiren Ilgaz sanatıdır. Bitirdiğimiz her şiirden sonra kendimizi ıssız denizlerde çaresiz, kör kuyularda yalnız, çıkmaz sokaklarda kılavuzsuz hissetmeyiz, aksine içimizdeki umut mum ışığıyla doymuş olarak tekrar tekrar okumak isteriz. Karadeniz insanının kendisiyle dalga geçen yaratıcı mizah kendiri RI'ın yapıtlarında boy atıp beğenimize sunulmuştur. Bu, Cide yöresinin sarı yazma kültürüyle yoğrulmuş, doruk noktalara ulaşmış özgün bir sanattır. Mizah soslu, toplumsal gerçekçi, yalın anlatımlı, herkesimin anlayacağı bir sanat, RI sanatı. Sizi O'nun en beğendiğim bir şiiriyle bitirerek burada selamlamak istiyorum:
ÖĞÜNSEK Mİ?

Kerem de girdi sıraya
Boğaziçi'nde bir lisede yatılı...
Otuz yıl önce
Yatıp kalkma zorluğundan
Bu okulda okumuştu
Torunumun babası da

Biz hep böyle torun torba
HABABAM SINIF'larında yetiştik
Biraz başarı, biraz beceri,
Kitabıma el basarım ki, doğru!

Gördükçe boy boy geriden gelenleri
Seviniyoruz tükenmediğimize,
Biraz da öğünüyoruz!

Geriden gelmeleri güzel de,
İçime bir kuşku düşüyor ne de olsa,
Böyle bizim gibi, diyorum,
Bizim gibi onlar da,
Ya bir gün göçüp giderlerse,
Böyle gözleri açık
Bizim gibi...

Rıfat ILGAZ

 

 

 

 

 

 
< Önceki   Sonraki >