| Eflatun Nuri: AFİYET OLSUN |
|
|
| Yazar Administrator | |
|
Eflatun Nuri: AFİYET OLSUN Orhan Kemal’in ‘Yeni Baştan’ dergisine yazdığı öykü için resim yapıyordum. Orhan Ağbi’de masama abanmış yaptığım resme bakıyordu. Aziz Nesin koşar adım içeri girdi:— Pezevenkten parayı alana kadar göbeğim çatladı. Yok, Üsküdar’dan para gelmemiş, seyyar gazetecilerden de para toplayamamış, ulan bu gazete dağıtıcılarının hepsi üçkâğıtcı, doğru dürüst birine rastlamadım yahu. Masasına oturdu, çekmecesini açtı, elindeki bir kesekâğıt dolusu parayı çekmecenin içine boşalttı; sonra da yüksek sesle saymaya başladı. On kuruşları on’ar on’ar masanın üzerine ayırdı; sonra da onları kâğıda sarıp fişek yaptı. Gelip masama beş tane fişeği koyarken: — Çabuk bunları cebe indir, dedi. Her zaman iki buçuk lira verirdi, nasıl olduysa bu sefer beş lira vermişti. Masanın üzerindeki on-on beş tane kadar fişeği de masanın ucuna doğru itip Orhan Ağbi’ye: — Orhancım şunları yok et, bir gelen giden olmadan, dedi. Orhan Kemal fişekleri pantolonunun, ceketinin ceplerine pay etti. Geçen gün öğlende boş tabaklar tepsi içinde masanın kenarında duruyordu. Ben elimdeki gazeteyi evirip çeviriyordum. Eflatun da odanın içinde dolaşıyordu. Bir anda odaya polisler doldu. Daha kendimi toparlamaya çalışırken, bir de baktım Eflatun yemek tepsisini alıyor, bana da: ‘Aziz Bey, hesabı yarın alırız!’ deyip kapıdan çıkıp gitmez mi? Orhan beni bir gülmek aldı mı? Polislerin şaşkın birbirlerine baktıklarını da görünce eh!.. Gülme krizine girmez miyim, inan iki büklüm masanın altına yıkılacağım. Avaz avaz gülmemin nedenini bilmedikleri için, herhalde: ‘Adam nihayet kafayı yedi!’ diye düşünmüşlerdir. Onlar gülerken ben elimde tepsi varmış gibi bir pandomim gösterisiyle odadan çıktım. Salonda — Eflatun beni köşede bekle, dedi. Aziz Nesin’le dargınlıkları hâlâ sürüyordu. Aziz Ağbi biriyle dargınsa çevresindeki insanların da o kişiyle konuşmasını istemezdi. Çemberlitaş’ın karşısındaki köşede buluştuk. Duraktan ‘Beyazıt-Taksim’ tramvayına bindik. Eflatun,
- Hadi kalkıyoruz bu gece Amber dergisinin doğuşunu kutlayacağız, dedi. On dakika sonra Nevizade’de ki Lefter’in Meyhanesi’ne geldik, masa bir anda soğuk mezelerle donatıldı, midye dolmalar, çiroz salatası, rus salatası, fava, arnavutciğeri, yalancı dolmalar, lakerda daha neler neler derken, rakılar, şaraplar açıldı, bardaklara boşaltıldı; sular kondu, buzlar atıldı. Laterna coştu, sıra sıcaklara geldi Zeki, Rıfat Ağbi’ye: — Rıfat Bey sıcaklardan ne alırsın, dedi. — Yahu her şey var, gerek yok. — Olmaz, senin gıdana iyi bakman lazım! Garsona, birbuçuk karışık Rıfat Bey’e, dedi. Sonra bize dönerek çocuklar biz de birer buçuk karışık yeriz değil mi? dedi. Kimseden ses çıkmayınca garson içeri bağırdı: — Beş birer buçuk karışık ızgara.
Rıfat Ağbi: — Eflatun, Zeki’yi kolay kolay salmazlar. Sen git söyle Lefter’e hiç olmazsa, karışık ızgaralar kalsın. Yerimden kalktım Lefter’in yanına gittim: — Izgaralar kalsın, dedim. — Olmaz Eflatun Bey, ateşe attık bir kere, dedi. İçimden ‘yandık!’ dedim. Eylül 2006 –
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




