: : Çınar Yayınları

Anasayfa

Yayın Arama

Yayın / Yazar adı

Yayın türü:
 

Detaylı arama

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol


Gamze AKDEMİR: Aydın Ilgaz'dan "Sınıf'ın Efsanesi" Yazdır E-posta
Gamze AKDEMİR : Aydın Ilgaz'dan "Sınıf'ın Efsanesi"

 

Sınıfın mimli ozanı

 

Yazmanın bedelini ağır ödeyen 1940 kuşağının toplumcu-gerçekçi yazar ve şairlerinden biridir Rıfat Ilgaz, peşinde siyasi polisin dolaştığı şair takımındandır. Aydın Ilgaz'ın da kitapta dikkat çektiği gibi ister roman olsun, isterse şiir ya da öykü; Rıfat Ilgaz'ın bütün yazdıklarının temelinde 1940 kuşağı edebiyatçılarının çektiği acılar vardır.

 

Rıfat Ilgaz... Sınıf'ının ozanıdır mimli, Hababam Sınıfı'nın yazarıdır ünlü... Tıpkı şiirinde dediği gibi... Kim ne derse desin çocuklar için yazdı hep. Canı yansın diye işinden attılar sık sık. Acısını hep çocuklar çekti... Kendi öz çocukları ondan önce. Şunu demek istiyor iki iş tuttu ömür boyu köklü. Çocukları okutmaktı ilk işi, ikincisi yazdığını çocuklara okutmak. Ne gençlerden, ne çocuklardan bir yakınması yok. Arap'ın dediği doğru Çocuk mazbut... Memleket görülüyor işte, güllük gülistanlık... Ne var ki güllerin dikeni çok!

 

Çınar Yayınları'ndan çıkan 'Sınıf'ın Efsanesi' adlı ilk kitabında Rıfat Ilgaz'ın şiirle başladığı edebiyat yolculuğu içinde, romanları, öyküleri ve oyunlarıyla birçok yapıta imza atarken 'sınıf' sözcüğünün o yolculuğun sürmesinde nasıl büyük bir öneme sahip olduğunu gözler önüne seriyor, ''öğretmen Rıfat Ilgaz'ın çocuklara duyduğu sevgiyi, insana duyduğu inancı dile getirmesinde iki sınıfın etkisi yadsınamaz. İlki 1944'te yayımlanan Sınıf adlı şiir kitabıdır, ikincisi de, ünü yazarını aşacak olan Hababam Sınıfı'dır'' diyen oğul Aydın Ilgaz.

 

Kitabın bir diğer amacı da Türkiye'deki bazı kişi ve kurumların kültüre-sanata verdikleri değerin ne durumda olduğunu Hababam Sınıfı'nın öyküsüyle birlikte gözler önüne sermenin yanı sıra Hababam Sınıfı adlı yapıtından dolayı onu saygıyla ananların diğer yapıtlarıyla bir bütün olarak onun sanatçı kişiliğinin uğradığı haksızlıkları da bilmesi, öğrenmesi gerektiğini hatırlatmak.

 

16 yaşındayken yazdığı ve Kastamonu'daki Nazikter gazetesinde çıkan 'Sevgilimin Mezarında' adlı şiiriyle başlar serüveni Rıfat Ilgaz'ın, ilk kitabı 'Yarenlik' ile tüm hızıyla sürer, fakat 1944'te Devrim Yayınevi'nce basılan kapağı kırmızı 'Sınıf' adlı şiir kitabıyla bu serüvene kısa süreli bir ara verilir. Bilirkişiye göre Ilgaz 'hasta ruhlu bir yazardır ve kitabın da edebi açıdan hiçbir değeri yoktur'.

 

Balıkpazarı'nda limon satan, Tahtakale'de çaycılık yapan, paltosu ve ayakkabısı olmadığı için okula gelemeyen öğrencileri anlatması, fakir bir öğrencinin perişan halini tasvir etmesi sakıncalıdır, çünkü o günün -hatta bugünün- Türkiyesi'nde yaşanan bu gerçekleri görmemesi, yazmaması gerektir, şarttır çünkü.

 

Aldığı 6 aylık cezayla çok sevdiği öğretmenliğe veda eder Rıfat Ilgaz. 'İnsanları sevmeyi bırakmazlar yanına işte böyle çekersin suçunu üç duvar bir kapı arkasında' dizeleri duygularını tastamam özetler gibidir.

 

Yazmanın bedelini ağır ödeyen 1940 kuşağının toplumcu-gerçekçi yazar ve şairlerinden biridir, peşinde siyasi polisin dolaştığı şair takımındandır, çünkü -zaten Aydın Ilgaz'ın da kitapta dikkat çektiği gibi ister roman olsun, isterse şiir ya da öykü; Rıfat Ilgaz'ın bütün yazdıklarının temelinde 1940 kuşağı edebiyatçılarının çektiği acılar vardır-.

 

60 YIL ÖNCE...

 

Türkiye'de milli bir eğitim o dönemlerde de bugün olduğu gibi yoktur, eşit bir eğitim yoktur. Yazınca, söyleyince de suçtur. ''Babamın hapis yatmasıyla bu sistem değişti mi? Bugün hâlâ aynı örnekler yok mu? Aradan geçmiş 60 yıl. 60 yıl önce Türkiye'deki eğitim sistemini araştırdı diye bir öğretmeni işinden atıp hapis yatırabilen bir toplum, hatasını 60 yılda değiştirebilirdi. Babam Fikri Sağlar'ın yanında Ankara'da bir ödül töreninde 80. yaşında şöyle dedi '15 yaşında bu devletle bir anlaşma yaptım ben, ömür boyu bu ülkede attığım imza karşılığında öğretmenlik yapacağım, genç bakan senin ağabeylerin 1940'larda benim çıkardığım şiir kitabını Bakanlar Kurulu kararıyla toplattılar, beni öğretmenlikten attılar tamam. 1944'te bunu yapan TBMM üyeleri, bakanlar 1970'te de bana basın ve enformasyon bakanlığı tarafından basın şeref kartı verdiler, şimdi şerefsiz öğretmen Rıfat Ilgaz bir gazeteci olarak basın şeref kartı alıyor buna da eyvallah, ama benim köylüm, çiftçim, halkım dedin diye komünizm propagandası yapıyor diye suçlayanlar ve aynı sistemin üyeleri 1980 sonrası Zincirbozan'dan çıktılar ve o zamanki başbakan Demirel benim köylüm, çiftçim, halkım diyerek iktidara geçti, bu ne biçim çelişki. En büyük mutluluğum beni yıllar önce bu sözleri kullanmaktan vatan haini diye itham edenler, sonra onlar da vatan haini oldular, yani hapse girdiler, oradan çıktılar, bu sözleri tekrar kullanıp iktidar oldular, ben daha iktidar olamadım'."

 

Rıfat Ilgaz yaşar, yazar; şaşar yazar Rıfat Ilgaz. Karartma Geceleri polis kaçıp kovalamacası içinde evrilir; Tophane Cezaevi'nde yazar Yokuş Yukarı anı kitabını. Yaşadıkça adlı şiir kitabını yazarken aklında hep o aylar vardır. Yaşamı boyunca mücadele ettiği tüberküloza da o yıllarda yakalanır; yoksullukla, yöneticilerle kâfi derecedeki mücadelesine bir de hastalığını ekler mimli ozan. Bir de sorarlar neden bir medeniyetler menbaı olduğu halde ülkenin dünya gözündeki hali, edebiyatçısı, sanatçısı çok kısır olan bir toplummuşuz gibidir diye. Aydın Ilgaz'ın bu noktada kitabıyla da vurgulamak istediği gibi bugün Türkiye'deki aydınların birçok bakımdan yok sayılmasından dolayı tabii.

 

''Oysa bu Anadolu topraklarından yüzlerce medeniyet geçti. Troya'dan bahsediliyor. Çanakkale'yi gidip görenler, inceleyenler şunu görüyor; bir pastanın katmanları gibi 14-15 medeniyetin varlığını hissediyorsunuz o duvar kesiğinde, kat kat toprak birikim var, medeniyetler dilim dilim kalmış.

 

Türkiye'de etrafımızda olup bitenlere o kadar alışmışız ki varlığından haberdar değiliz, işte galiba en büyük eksikliğimiz bu, yokluğunu çekmediğimiz bir şeyin varlığından haberdar değiliz. Kültürümüzü de bu şekilde kabullenemediğimiz için, bu topraklarda yaşayan insanların ninnilerini, manilerini, öykülerini, masallarını koruyamadığımız için başkalarının bize anlattığı masallara inanmaya başlıyoruz Harry Potter vb..

 

Peki Deli Dumrul'lar ne oldu, çocukluğumda dinlediğim masallar, ninniler, onların içindeki sözcükler ne oldu hepsini unuttuk, şimdi gençlerimizin ağzında bir Anadolu efsanesinden öte bir Amerikan sanal dünyasında yaratılan tipler, merkezler, evrenler anlatılıyor, onların gücünden söz ediyoruz, oysa ki atalarımızın bize anlattıkları öyküleri, efsaneleri unuttuk, onun için sağlam bir zemine basamıyoruz, onun için titriyoruz."

 

Gün, Gerçek, Cumartesi dergilerinde yazı-şiir 77 sayı çıkabilen Markopaşa serüveni, Şükran Kurdakul, A. Kadir, Arif Damar ve Orhan Kemal'le birlikte 1951 tarihli Yeryüzü, Tan gazetesinde imzasız fıkralar, 1953 tarihli toplatılan Devam adlı şiir kitabı ve 23 Şubat 1956'da ilk patronu, 'beni sigortalı yapan odur' dediği İlhan Selçuk yönetimindeki haftalık Dolmuş dergisinin yazı kadrosuna katılış... Dolmuş'ta ismiyle yazmaz, yazıdan sabıkalı Rıfat Ilgaz. Adı, imzası 'stepne'dir. Dolmuş döneminde atılır ilk adımları Hababam Sınıfı'nın, zira Rıfat Ilgaz İlhan Selçuk'a yatılı okullarda okumuşluklarından yola çıkarak bir diziye başlamak istediğini söyler ve ona isimler önerir, 'Haytalar Sınıfı', 'Hababam Sınıfı'? ''Hababam Sınıfı güzel'' diyen İlhan Selçuk ile dizisinin adını, efsanenin adını aslında belirler. Turhan Selçuk resimler, yazan stepne... Bir ilgi, bir ilgi...

 

BÜYÜYEN EFSANE

 

O dönemler Aydın Ilgaz Kabataş Erkek Lisesi'nde öğrencidir ve sık sık babasından harçlık almak üzere onu ziyarete gider ''Babamın ilk defa iş sahibi olduğu, kapalı bir mekânda yazı yazdığını görmek için daha doğrusu biraz da harçlık nedeniyle izinli olduğumuz çarşamba günleri öğleden sonra gider onu ziyaret ederdim, babam da karşılığında anlat bakalım okulda neler oldu derdi, ben de Kabataş Erkek Lisesi'ndeki anılarımı anlatırdım, o da yazardı ama aynısını değil tabii değiştirirdi, kısmen alıntılar yapardı."

 

Yani evlat yaşar baba gözlemler, kimi alıntılar, yazardı. Derken Hababam Sınıfı'nın kitabı, kitapları çıkar ve efsanesi giderek büyür. Müzikal olur, tiyatro olur, onlarca oyuncu rol alır, büyür, büyür... 1961'de Rıfat Ilgaz Hababam Sınıfı'nı yayına hazır bir şekilde yayınevlerine sunar, fakat sakıncalı yazardır yayınevleri de basmayı kabul etmez nitekim.

 

Bir tek Ak Kitabevi'nin sahibi İhsan Manavoğlu basmayı kabul eder. Kitabın tam olarak ne kadar basıldığını, ne kadar sattığını hiç bilmez Rıfat Ilgaz, yayıncının şu kadar bastım, telifin şu kadar dediği günlerdir. Ne hikmetse kitap hiç yeni baskı yapmaz, hatta iyi satmıyordur! Yani en azından yayıncı böyle söylüyordur.

 

11 kez mahkemelik olurlar, yaşananlar film gibidir. Kitap yok satar, yeni yeni baskılar yapar ama yazarı telif almayı başaramaz. Tüm açılarıyla ve tüm acılarıyla ailece mustarip olduğu bu konuda haklı olarak çok dolu Aydın Ilgaz

 

''Yayıncılar Birliği Genel Sekreterliği yaptığım için Türkiye'deki telif haklarını çok iyi biliyorum. Türk Hava Yolları'nda Anlaşmalar Müdürlüğü yaptım, dünyadaki telif haklarını çok iyi biliyorum. Türkiye'de ne var, onlarda ne var, onun da çok iyi ayırdındayım. Bunlardan da en çok canı yananlardan biri Rıfat Ilgaz olmuş, babam olarak biliyorum. Bir sanatçının hakkının Türkiye'de nasıl yendiğini biliyorum.

 

Bir de şu anda piyasanın derbederliğini görüyorum. Hababam Sınıfı filmlerinin yayını ve CD olarak çoğaltılıp dağıtımı sırasında ya da film müziğinin çeşitli yerlerde izin dahi alınmaksızın kullanılmasında aksaklıkları bizzat yaşıyorum. Hakların korunduğunu söylemek çok zor. Birçok sanatçımızın yapıtı oynanmıyor telif verilmesi gerekir diye. Öte yandan yabancı bir filmin Türkçe isim ve yerlerle Türkçe versiyonunun televizyonda dizi olarak gösterildiğini görüyoruz. Bu yasal bir şeymiş gibi gösteriliyor Türkiye'de; nedeni şu, bizim ülkemizde o ülkelerin haklarını koruyan kurumlar yok. Babamın 'Yaşadıkça' adlı şiir kasetinden bir şiir Köln'de bir radyoda kullanılmış, bize gelen bir yazı var, diyor ki biz sizin eserinizi seslendirdik, bize bir banka hesap numarası verin, oraya para gönderelim. Ve 120 dolar bir para geldi, bu neden öyle, bunun nedeni şu o radyoyu denetleyen bir kurum var, o da yüzdesini almak zorunda. Öbürünün de yaptığı işten yüzdesini alan ve dolayısıyla o daire kendi kendine kapanıyor. Biz de U harfi gibi hâlâ açık.

 

FÜTURSUZLUĞA TEPKİ

 

Bütün sistem etik, namus filan meselesi değil sistemin birbirini kollaması, yani satılan bir malın KDV'sini almak çabası; herkes bu alınan paradan bir pay almak zorunda. Türkiye'de şimdilerde en azından eski sözle telaffuz ediliyor gelinen noktada. Konuştuğum tüm kültür bakanları sadece söz verdi.

 

Madonna'nın bir klibinde çektiği resimler bir başka fotoğrafçınınkilere benziyor diyor 465 bin dolar tazminat ödemek zorunda kaldı. Ama birisi bana yaptığı dizinin Hababam Sınıfı'yla hiç ilgisi olmadığını söyleyebiliyor. Sonra sen her gördüğünü babanın malı mı sanıyorsun diyor. Orada artık benzerlikten öte neredeyse aynılık söz konusu, oynayan sanatçı saçları olmasına karşın kafasının üst bölümünü kazıtıyor ve ona da gazeteci soruyor, rol icabı diyor. Ben buna sen Kel Mahmut'u oynuyorsun dersem suç bende mi?"

 

Hababam Sınıfı'nın sinemaya uyarlanma aşamasında senaryodaki metinsel fütürsuzluğa da babası gibi tepki gösterdiğini söylüyor Aydın Ilgaz haklı olarak ''Senaryoyu yazan kişi bir eserin görsel olarak uygulanmasında aracıdır. Eseri yaratan kişiye hiç olmazsa gelinip en azından bir danışılır. Vak Vak Rıza'yı canlandıracak olan Ulvi Uraz gibi bir tiyatro üstadı gelip babama soruyor mesela, sen eserin yazarı olarak benim nasıl giyineceğimi daha iyi bilirsin, beni giydir diyor.

 

Babam da bit pazarına birini gönderiyor, iki boy büyük elbise aldırıyor, işte kolunun altına bir gazete, cebine de bir mendil koyuyor, Vak Vak Rıza'nın kıyafetini tamamlıyor. Bu erdemlilikte bir tiyatro üstadı bulunabiliyor da geçmişten bugüne senarist danışmamış, senarist arkadaşlar niye gösteremiyorlar, kendi bildiklerini okuyorlar. Bu arkadaşlar kendi Hababam Sınıf'larını yazdıklarını bile söylediler.''

 

Bu öyküde haksızlığın bilançosu çıkarılmakla bitecek gibi değil. Oğul Aydın Ilgaz babasının ardından mücadeleye devam ediyor. Birgün ülke telif hakları konusunda çağdaş çizgiye ve yasaya ulaşıncaya, Hababam Sınıfı'nın ve Rıfat Ilgaz'ın Hababam Sınıfı'nın gölgesinde kalmış olan ve en az onun kadar değerli yapıtlarının (Pijamalılar, Don Kişot İstanbul'da, Meşrutiyet Kıraathanesi, Apartman Çocukları, Bacaksızlar, Cankurtaran Yılmazlar gibi) sahnelere, beyazperdeye hakkı, hukuku, etiği çiğnenmeden dört başı mamur senaryolarla uyarlanabildiğini görebilinceye kadar da devam edecek.

 

Sınıfın Esanesi/Aydın Ilgaz/ Çınar Yayınları/176 s.

 

Cumhuriyet Kitap 2005 :

 

 
< Önceki   Sonraki >