| H. İhsan Sönmez: Sınıfın Efsanesi |
|
|
|
H.
Gerçektende ateşi 39.5; nabzı 97 idi. Ne yapmalıydık? Doktor istemezdi, iğne vurunmaz, ilaç yutmazdı. Çözüm yine kendisinden geliyordu.
7 Mayıs 1911, Cide’de ahşap bir evde doğdu. Annesinden duyduğuna göre ‘ Derin Kar ’da dünyaya gelmişti. Derin kar; Karadeniz kıyılarına 1910‘da yağmış. Kimi yerlerde evlerin saçaklarına kadar yükselmişti. Annesi şubat ayında salı günü doğduğunu söylemişti. Karadeniz şivesine göre salıya ’ saali ’ dendiği için, annesi adının Salih olmasını önermiş, babası ‘Hadi Ordan ! Salı ile Salih’in ne ilgisi var demişti.
Mayıs / Aralık 1911, Annesinin sütü yetmedi. Babasının hekim arkadaşının önerisiyle Kargacak Köyü’nden Kezban Teyze’ye keçi sütü ısmarlandı. Mehmet Rıfat keçi sütüyle beslenmeye başladı. Annesi ona kızınca “ N’olacak, keçi sütü ile beslenmiş, onun için keçi inadı var onda “ derdi.
Eylül 1917 Cide’de ilkokula başladı. Öğretmeni Hilmi
9 Eylül 1922, Yunanlıların denize döküldüğü
Temmuz 1923, Yaz mevsimini Samsun‘da ağabeyinin yanında geçiren Ilgaz, Sebat Kitabevi’nden ‘ Cesur Gemici ’ kitabını aldı ve bu kitaptan esinlenerek ‘ Rahime Kaptan ’ romanını yazmaya kalktı. Onun cesur gemicisi erkek değil kadın olacaktı. Cideli Rahime Kaptan... Rahime Kaptan’ı bir gün ayna kıç takasında görmüştü. Başına laz Başlığı bağlamış, kara kaytanlı cepkenine yakışsın diye bir de zıpka giymişti. Ayaklarında da çapulalar vardı. Başka bir gün onu kucağında mavzerle de görmüştü.
Ekim 1923, Terme’de ilkokulun altıncı sınıfına başladı. Sonra sıtmaya yakalandı. Cumhuriyetin İlanı’nın top seslerini yatağında duydu. Bu yatış üç ay sürdü. 1924, Ortaokulu ablasının yanında okumak için Terme’den Kastamonu’ya geldi. Kitaplar alıp okuyordu. Bir yandan da ikinci roman denemesine girişmiş, ‘ Hırsızı Beşiktaş’tan tramvaya bindirip ,Üsküdar’da indirmişti ‘
1926, Babası Hüseyin Vehbi Bey’den bir mektup aldı. Hüseyin Vehbi Bey şöyle diyordu;
“ Oğlum, ben senin mühendis, doktor olmanı düşünüyordum. Sen kalktın şair oldun, yazar oldun. Ne istersen ol karışmam; ama neyi iyi yapacağına aklın yatıyorsa onu yap. İstersen zurnacı ol; ama zurnayı en iyi biçimde sen çal. ”
1926, TBMM’nin açtığı İstiklal Marşı Yarışması’na bir şiirle katıldı. Bir süre sonra arkadaşı Hilmi cebinden bir zarf çıkararak uzattı.
6 Temmuz 1927, Rıza Tevfik’in ‘ Kabr-i Fikret-i Ziyaret ‘ şiirinden etkilendi. Oturdukları Kastamonu’nun Aycılar Mahallesi’nde bir mezarlık vardı. Mezarlığın üst yanındaki tümseğe oturdu. Hayalinden bir sevgili yarattı. Sonra ölmüş bu mezarlığa gömülmüş olduğunu varsaydı. Sevgilimin Mezarında isimli aşağıdaki şiiri yazdı.
Issız yollar içinde düşünceyle gezerken
İçimdeki sızıyı bu yolla da sezerken
Dimağımı mazinin hatırasında ezerken
O harap mezarınla yine mi karşılaştım
Üstündeki topraklar yoğrulmuş külçeleşmiş
Zamanın pençeleri yer yer çukurlar eşmiş
Yoksa beni arayan nazarların mı deymiş
Yine sükut bulmayan denizler gibi taştım
Mezarını kaplayan bu çiçekler ne solgun
Üstündeki benekler gözlerinden de dolgun
Yaşadığın son günler hayatım kadar olgun
Bu coşkun yaşayışa sen öleli alıştım
Her gece uğraştığım hayal senindir ey kız
Kalbimde parlamadı başka aşk, başka yıldız
Söyle mezarcığında kalbim kadar mı ıssız
Ölüm kadar mı basit...mabet kadar mı sessiz
27 Temmuz 1927, Yayınlanan
Mayıs / Haziran 1930, Kastamonu Öğretmen Okulu’nu bitirdi. 1931’de Gerede Misak-ı Milli ilkokulu’nda çalıştı. 1934 yılında başladığı askerlik görevi on dört ay sürdü. Terhisinde Akçakoca’daki eski görev yaptığı okuluna döndü. Aynı yıl “ ILGAZ ” soyadını aldı. Soyadı almayana maaş verilmeyeceğinin söylenmesi üzerine, Tosya’daki ağabeyine ulaşmak istedi ise de iletişim sağlayamadı. O zamana kadar nüfus teskeresinde ‘ Paçacıoğlu diğer mahdumu Mehmet Rıfat ’ yazılıydı. Öğretmenliğini, sanatını, edebiyatını Kastamonu’da kazandığı için, Kastamonu’yu simgeleyen bir soyadı bulmak zorundaydı. Böyle olunca da ’ ILGAZ ’ soyadını seçti.
Ekim 1938, Tüberkülozunun ilerlemesi üzerine İstanbul’
İkinci Dünya Savaşı başladı. Sıkıntılı yıllar. Şiirleri de buna paralel gitti. 1940 toplumcu / gerçekçi kuşağın oluşmasında savaşın büyük etkisi oldu. Şubat 1944, Sıkıyönetim kararı ile Sınıf adlı şiir kitabı toplatıldı. 4 eylül 1945, Heybeliada Sanatoryumunda yeniden tedavi görmeye başladı. Hem yatarak tedavi görüyor hem de çalışıyordu. Şiirin yanında düz yazı ile uğraşıyordu. Hem de tutukluydu. Oğlu
“ Behçet Necatigil ile birlikte Heybeliada Sanatoryumuna babamı ziyarete gittik. Ne o! Babamı ayaklarından zincirle beyaz borudan yapılmış karyolaya bağlamışlardı. Demek benim babam odadan bile kaçmaması gereken önemli bir adamdı...”
14 Mayıs 1946 Aziz Nesin’le birlikte ‘ Marko Paşa ‘ isimli mizah gazetesi çıkardı. Eylül 1948, Yaşadıkça isimli şiir kitabı Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıldı. 1951-1953 yıllarında Beraber ve Yeryüzü dergilerinde göründü. Ocak 1953, Devam adlı şiir kitabını kendi olanaklarıyla bastırdı. 1954 Üsküdar’da Sabah Oldu adındaki şiir kitabının ilk baskısı Tan yayınlarından çıktı. 23 Şubat 1956, İlhan Selçuk Yönetimindeki haftalık Dolmuş Mizah Gazetesi’nin yazı kadrosuna katıldı. İlk yazısı Sekizinci sayıda yayınlanan ‘ Aslan Payı ’ adlı öyküsüdür. Bu gazetede değişik isimlerle mizansal yazılar yayınladı.
Mayıs 1957, Hababam Sınıfı yazılarının bir bölümünü bir kitapta topladı. Kitap olarak derleme önerisi İlhan Selçuk’tan geldi. Turhan Selçuk kapak çizdi. Ilgaz adını koymak istemedi. Dergide ki gibi yazarı ’ Stepne ’ yazıldı.
20 Mayıs 1960, Bir başka kente sürgüne gönderileceğini öğrendi. Nereye gitmek istediği soruldu. Adapazarı’nı tercih etti. 27 Mayıs 1960, o sabah sürgüne gönderilecekti. 27 Mayıs nedeniyle sürgünden kurtuldu. ( Alıp götürülmek 12 Eylül’e kaldı ) Yazın yaşamında bazı değişiklikler oldu. Toplumda az çok açılım başladı. Basında ve çevrede kendisine gösterilen ilgi arttı. Bazı dergi ve gazeteler yazara sayfalarını açtı.
1965, Karamürsel’de üçüncü sınıf bir otelin odasında Hababam Sınıfı Romanını piyese dönüştürdü. Daktilosu olmadığı için bir köy katibi ile dilekçe fiyatı üzerinden anlaştı. Yazıları okumadan Ulvi URAZ’a verdi. Yirmi beş gün provadan sonra Küçük Sahne’de üç ay aralıksız kapalı gişe oynadı. Oyuncular şöyleydi; Ulvi Uraz, Ahmet Gülhan, Zihni Küçümen, Suzan Ustan, Ercan Yazgan, Zeki Alasya,
1966 Orhan Günşiray ile Atıf Yılmaz’ın sahibi olduğu Yerli Film Yapımevi “ Hababam Sınıfı ” nın çekim hakkını satın aldı. Ancak, sansür engelini aşamadı.
Eylül 1968, Asya-Afrika Yazarlar Birliği’nin üyesi olarak Özbekistan’ın Taşkent kentinde düzenlenen toplantıya
1969, Hababam Sınıfı İstanbul Tiyatrosu’nda sahnelendi. 1974 Karartma Geceleri adlı ve
31 Mayıs 1981, Gözaltında Kastamonu’ya getirildi ve sorgulandı. Muayene edildi hasta tanısı konuldu. Daday Ballıdağ Göğüs Hastalıkları Sanatoryumu’na yatırıldı. 29 Haziran 1981 Gözaltı kaldırıldı. 2 Ağustos 1981, Ballıdağ Sanatoryumu’ndan çıktı. Sanatoryum borcunu ödeyecek parası yoktu.
“Makbuz düzenlendi. Ağzından bir dilekçe yazıldı. Makbuz ya da fatura yerine geçecekti. Kalemi çıkardı. İmzaladı. Müdür, imza yetmez dedi. Parmak basacaksınız. Nasıl olur Dedi ; Parmak,okuma yazma bilmeyenler için. Ben, ayrıca yazar olarak tanınırım. Ayıp kaçmaz mı “ dedi.
6 Aralık 1982, İstanbul Şan Müzikholünde 55. Sanat ve 70. yaş günü kutlandı. 1982, Yıldız Karayel Romanıyla Orhan Kemal Roman Armağanı’nı ve Madaralı Roman Ödülü’nü aldı. 1983, Kulağımız Kirişte adlı şiir kitabının birinci basımı Çınar Yayınları tarafından yapıldı. Kasım 1983, Sosyal Kadınlar Partisi ile Çalış Osman Çiftlik Senin adlı öyküleri yayınlandı. Tüyap Kitap Fuarı’nın ikincisine arkadaşları ile birlikte katıldı. 1984‘ de adına ödül konup verilmeye başlandı. 1987, Ocak Katırı Alagöz Kitabıyla Ömer Faruk
19 Kasım 1991, son şiirini Kaleme aldı.
Elim eline değsin,
ısıtayım üşüdüyse,
Boşa gitmesin son sıcaklığım !
6 Ekim 1993 Kültür Bakanlığı tarafından Bakırköy Kütüphanesi’ne
7 Temmuz 1993 sabah saat 04.40‘ ta bakıcı kadın
Önce heceyle bireysel ve romantik şiirler yayımlayan Ilgaz, sonra toplumsal, gerçekçi ürünler vermeye yöneldi. Ölçüye, uyağa, imgeye, süse sırt çevirerek açık, yalın, akıcı bir anlatım ve arada bir ince alayla, hem kendinin hem de halktan kişilerin acı yaşantılarını dile getirdi.
Yarenlik, Sınıf, Yaşadıkça, Devam, Üsküdar’da Sabah Oldu, Soluk Soluğa, Karakılçık, Uzak Değil, Güvercinim Uyur mu, Kulağımız Kirişte, Ocak Katırı Alagöz (Şiir), Karadeniz’in Kıyıcığında, Karartma Geceleri, Sarı Yazma, Yıldız Karayel (Roman), Hababam Sınıfı, Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (Oyun), Altın Ekicisi, Palavra, Tuh Sana, Çatal Matal Kaç Çatal, Bunadı Bu Adam, Radarın Anahtarı, Don Kişot İstanbul’da, Kesmeli Bunları, Nerde O Eski Usturalar, Saksağanın Kuyruğu, Şevket Ustanın Kedisi, Geçmişe Mazi, Garibin Horozu, Keş, Al Atını, Rüşvetin Alamancası, Sosyal Kadınlar Partisi, Çalış Osman Çiftlik Senin (Öykü), Nerede Kalmıştık, Cart Curt ( Fıkra), Yokuş Yukarı, Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra (Anı) başlıca yapıtlarıdır.
Okuyucularımızı, Büyük Usta’nın birkaç şiiri ile baş başa bırakıyorum. Boşa gitmemiş olsun onun son sıcaklığı.
Barok Sarısı
Poyraza dönük bir yamacında Gideros’un
Görmüş geçirmiş bir barok çalısı kar altında,
Karayelde dal dal titreşir durur
Çağların derinliğinde kökleri
Düşünür geçmişini-yalnız değildir-
Kalyon kalyon uygarlıklar geçer önünden,
Allı pullu bandıralar yansır sulara,
Venedikli kadırgalar,Ceneviz barkaları
Ambarları altın gümüş baharat
Pontus Korsanları Pupa yelken...
Tüm çağlar sayfa sayfa benliğindedir.
Şimdi bir temmuz güneşidir özlediği,
Temmuz güneşinde alev alev
Serçelerle dal uçlarında cıvıldaşan
Böyle bir sarıdır özlemini çektiği...
Gideros kıyılarında yoksul bir barok çalısı
Günü geldi mi mutlu bir barok çiçeğidir
Bağnaz martıların çığlıklarında
Düşer sarıların en ateşlisi yüreğine
Orda sarıların en yiğitiyle birleşir.
Şu durmadan değişen evrende
Ölümsüz bir yaratı bırakmak değil mi amacımız,
Sözgelişi kalıcı
Barok sarısı mı yaratmak istediğimiz,
Gideros’lu bir kadının tutkusuyla en azdan
Bir sarıyazmada sürdürebilmeliyiz.
Bilmeyecekler
Geride kalanlara ne bırakacağım,
Çocuklarıma,
Onlarında çocuklarına ?
Olsa olsa
Karadeniz’den payıma düşeni...
Beş on evlek yer gökyüzünden.
Ne vermek istedimse sağlığımda,
Ne veremedimse ,
Gizlenip kaçışlardan.
Biliyorum bu yüzden
Yokluğumu çekmeyecekler,
Hep yaşıyormuşum gibi gelecek onlara
Biraz ötelerde,uzaklarda.
Babamız diyecekler dedemiz,
Dur durak bilmezdi,
Dert nedir tasa nedir bilmezdi...
Neyi bildiğimi bilmeyecekler.
Gidişini anlatıyorum
Sen gidiyorsun ya işine yetişmek için
Saçlarını, gözlerini , ellerini
Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
Termometrede yükselen çizgi çizgi
Kim bilir nerelerde soğuyorsun
Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
İnsan insan bakan gözbebeklerin
Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder
Ne gelirse ondan gelir bana
Çalışma gücü yaşama direnci
Mutluluk gibi kazanılması zor
Mutluluk gibi yitirilmesi kolay
Bir açarsın ki mutluyum
Bir kaparsın her şey elimden gitmiş
Kaynaklar
1. Ilgaz, Aydın ( 2002 ),
2. Birkiye, Atilla ( 2001), Yirminci Yüzyıl Türk Edebiyatından Seçmeler, Antoloji, Aralık Yayınları
3. Bezirci Asım ve Özer Kemal ( 2002 ), Dünden Bugüne
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




