: : Çınar Yayınları

Anasayfa

Yayın Arama

Yayın / Yazar adı

Yayın türü:
 

Detaylı arama

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol


Hasan Akarsu: YALÇIN ERGİRİN ANLATILARI: YALNIZ AĞAÇ Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Hasan Akarsu : YALÇIN ERGİR’İN ANLATILARI: “YALNIZ AĞAÇ” (*)

 

        Yazar Yalçın Ergir, Yalnız Ağaç adlı kitabında, anı, gezi, öykü, şiir tadında otuz iki yazıya yer veriyor. İlkokul arkadaşı Seyfi’yle ikinci sınıfta yaşadıklarını anımsıyor. Öğretmenlerince hamal olmakla cezalandırılışlarını sonra bağışlanmalarını unutamıyor. Seyfi'ye borç olarak verdiği elli kuruşun peşinde mutlu günler geçiriyor. Bizi de unutamadığımız çocukluk anılarımıza götürüyor.

 

        Yazar, çocukluğunda, Atatürk’ün Ankara’daki son gününü anımsıyor.  Reşat Önat on dört yaşında o yıllarda. Dayısı Hilmi Öz’ ün Özen pastanesinde çalışıyor. 1957’de Başbakan olduktan sonra Celal Bayar da o pastaneye geliyor, Ulus Gazetesi bunu haber yapıyor. 26 Mayıs 1938’de ise Atatürk, Özen pastanesinin yanındaki Vehbi Koç’un binasının ikinci katında oturan Bakan Saffet Arıkan’ı  ziyarete, geçmiş olsuna geliyor. Atatürk’ün kahvesini Özen pastanesinden Reşat Önat götürüyor. Atatürk, rahatsızdır, o gün Ankara ’dan ayrılıp Savarona Yatı’na gidiyor, tedavisi orada sürüyor. Bir daha Ankara’ya, Türk Bayrağına sarılı  olarak dönecektir.

 

       Yalçın Ergir , “Kuzguncuk’ta Bir Çocuk ” adlı yazısında, arkadaşı Aydın Ilgaz ’ın 1950’li çocukluk yıllarını anlatırken, Rıfat Ilgaz ’ın da çektiği sıkıntıları yansıtmış oluyor. Rıfat Ilgaz ’ın arandığı yıllar. Eşi Rikkat Hanım Pertevniyal Lisesi’nde öğretmen olduğu için görevden alınmasın diye danışıklı olarak boşanmaları ve sonraki yıllar ayrıntılarıyla anlatılıyor. Aydın’ın Kuzguncuk İlkokulu’na gittiği yıllarda, arkadaşlarıyla bellerine ip bağlayıp Boğaz sularına kendilerini bıraktıklarını, yüzmeyi öğrendikten sonra ise akıntıyla Boğaz’ın ortalarında yüzdüklerini öğreniyoruz. Rıfat Ilgaz ’a zor yıllarında Can Yücel ile Mehmet Ali Aybar yardımcı oluyorlar. Aydın Ilgaz , 6-7 Eylül 1955’te Beyoğlu’na, İstiklal Caddesi’ne gidip oradaki yağmalamayı gözleriyle görüyor. Yalçın Ergir , böylece bize  arkadaşı Aydın Ilgaz ’dan bir otel lobisinde dinlediklerini aktarmış oluyor bu anı yazısında:”...Sarı Yazma’sından Karartma Geceleri’ne babasının eserlerini yeni nesillere taşımaya çalışan, her yıl Cide’de kültür festivalleri düzenleyen, öykü yarışmaları, şiir yarışmalarıyla gençleri kaleme, kağıda teşvik eden- yemeğinden sohbetine, alelaceleştirilmiş bir toplumda- kazanmamaya tutuklu bir yayınevi sahibi, akıntıya kulaç atan Kuzguncuk’un küçük çocuğu Aydın Ilgaz ’dan bir otel lobisinde, sabaha karşı dinlediklerimin özeti...” (s.26)

 

      Yazar, şiirsel bir anlatımla, “bebeklerin gerçek sahipleri anneleridir” diyerek annelerin değerini veriyor. Bu arada asıl yaşamın da gizini çözüyor:”... Yoksa asıl yaşam, ‘yaşama hazırlanırken’ yaşananlar mıydı?...kaldığım yerden, sonsuza kadar yaşama hazırlanmaya geldim...” (s.28) Aşk zincirini kırmanın güzelliğini, yaşamın aşkla güzel olduğunu vurguluyor. İstasyon duvarlarındaki “kalplerin dilini” okuyor. “Kibrit Çöpü Tarpan”ın öyküsü ilginç. Tarpan, son kibrit çöpü olarak yakılmadan çöplüğe atılışını sindiremiyor. Çöplüğü tutuşturarak büyük bir yangın çıkartıyor, ülkeleri, kıtaları yakıyor ve Güneş oluyor sonunda: “...İşte; başınızı kaldırıp baktığınızda tepenizde gördüğünüz sımsıcak güneş, ‘eski dünya’da hala devam eden o yangındır. Gezegenler ondan kopmuş, sonradan soğumuş, saygıyla etrafında dönüp durmaktadır. Gözlerinizi kısıp baksanız göremezsiniz ama, ‘yeni dünya’mızı aydınlatan da, güneşten bize el sallayan da, hala bir, ama pir yanan Tarpan’dır.” (s.39-40)

 

        “Muhabirimiz Ahmet Zogu”nun öyküsünde, Zogu’nun Galatasaray Mektebi Sultanisi yıllarından muhabir olarak Arnavutluk’a gidişine, orada kral oluşuna ve sonraki yıllarına değin tüm yaşantısını öğreniyoruz. İlkokul öncesi yıllarında babası ve ablasıyla gittiği parkta “pötikare ceket”ini unutuşunu, bulunamayışını anlatan yazar, aradan yıllar geçip de o parka gidince bu olayı anımsıyor ve şiirini yazıyor ceketin: “bir ceketin olacak/ çekip giderken/ yanına alacağın/...geçmişin kalacak gerinde/ bir de gözyaşların/ yeniden kendin olacaksın...” (54) Yalçın Ergir ’in zengin bir yaşantısı olduğunu gözlüyoruz. Sıradan yaşantıları anlatırken de etkileyici. “Eski Bir Fincan” yazısında, Barış Manço’yu tanıtıyor bize. Süper Babaanne Nimet Hanım’ın ellerinde, zor geçen çocukluk yıllarına tanık oluyoruz Barış Manço’nun.  Lili Marleen, Von Papen, Çiçero (İlyas Bazna) ile ilgili bilgiler ediniyoruz. “İlyas Bazna, İkinci Dünya Savaşı’nın en gizemli casusu.” Bir Arnavut göçmeni olup Ankara’da bulunuyor. Almanların hesabına İngilizlerin gizli bilgilerini aktarıyor. Çok para kazanıyor; ama casusluk karşılığı Von Papen’den aldığı paraların sahte olduğu anlaşılıyor. Arjantin’e kaçıyor, beş parasız kalıyor, savaş sonrasında Almanya’yı mahkemeye veriyor, bir miktar tazminat alabiliyor. 1970’te Münih’te 66 yaşında, yoksul bir gece bekçisi olarak ölüyor.

 

       Yalçın Ergir , çocukluğunun geçtiği Ankara yıllarını, Reşat Önat’ın eşi Aytekin Önat’tan kalan fotoğrafları anlatarak tanıtıyor. Atatürk’ün, köpeği Fox ile olan fotoğrafı ilk kez gün yüzüne çıkmış oluyor. “Doğum Yılı 1917” adlı yazısında, Reşit Mazhar Ertüzün ve çevresini, Atatürk’ü, Sabahattin Ali’yi, Vecihi Hürkuş’u tanıyoruz. Reşit’in annesi, Mevhibe Hanım’ la ve   Fikriye Hanım ’la iyi arkadaşlar. Annesi, Köşk ziyaretine gittiğinde Reşit’i de yanında götürüyor. Gazi Paşa, küçük Reşit’i kucağına alıp seviyor. Reşit Mazhar Ertüzün, büyüdüğünde arkadaşlarıyla birlikte Ankara Palas’ta Gazi’ye keman çalıyor. Sabahattin Ali, Reşit’in halası olan Hüsniye Hanım’ın oğlu. O da o çevrede bulunuyor. Vecihi Hürkuş, Cumhuriyet tarihinin en önemli pilotlarından. Kurtuluş Savaşı sırasında, parçalanmış Yunan uçaklarından kendine uçak yapıp uçuran pilot.

 

       Yazar Yalçın Ergir, yaşadıklarını, gördüklerini etkileyici bir dille anlatıyor. 22-29 Mayıs 2005’te, 14. Avrupa Sıcak Hava Balon Şampiyonası’na katılmak için Macar Ovalarına gidişini, Antalya’dan Ankara’ya yaptığı kamyon yolculuğu sırasında fren patladığında duyduğu heyecanı, motosikletle ve bisikletle yaptığı yolculuklarını, İpek Yolu’nda arkadaşlarıyla yaptığı motosikletli yolculuğunu başarıyla yansıtıyor. Ayrıca, hayvanların dünyasından örnek vererek, insanların doğal ortamda yaşamalarının önemini vurguluyor. Yazar, düşündürerek, eğlendirerek okutuyor yazılarını.

 

(*) Yalnız Ağaç (Düş Hekimi-5)- Yalçın Ergir , Çınar Yayınları, 1. Basım Ekim 2005  

 

 
< Önceki   Sonraki >