: : Çınar Yayınları

Anasayfa

Yayın Arama

Yayın / Yazar adı

Yayın türü:
 

Detaylı arama

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol


Kadir İNCESU : TSUNAMİDE SÖRF OLMAZ* Yazdır E-posta
Yazar Administrator   

Kadir İNCESU : “TSUNAMİDE SÖRF OLMAZ”* İlk popüler bilim yazısı, herkesin anlayacağı bir dilde 1989 yılında Tübitak’ın Bilim ve Teknik Dergisi’nde yayınlandığında bazı hocalarından ve meslektaşlarından olumsuz tepkiler alır Prof. Dr. Şükrü Ersoy...

 

            “Bu tür yazıların bilime katkısı olmaz...”

 

            “Çalışmalarını üniversite içinde sürdürmelisin...”

 

Fakat, Yıldız Teknik Üniversitesi Doğa Bilimleri Başkanlığı’nı sürdüren Prof. Dr. Şükrü Ersoy bilimi sevdirmenin yolunun, onu erişilebilir kılmaktan geçtiğine inandığı için yazılarına devam eder. 17 Ağustos ve 12 Kasım Depremleri sonrasında Şükrü Ersoy ’a yukarıdaki uyarıları yapanlar yazılı ve görsel medyada belki de en çok yer alan isimler olmuşlardır. Ve o hocalar, halk tarafından o kadar yakından takip edildi ki, hemen hemen herkes amatör deprem uzmanı bile oldu diyebiliriz. Fakat bir süre sonra hocalarımız da medyanın raiting kaygısına kurban gittiler. Teknik özelliklerinden çok özel hayatları ve seksilikleriyle basının gündemine gelmeye başladılar. Bir kısım medyanın işi sulandırmasına rağmen bazı hocalarımız bilimi halkın anlayacağı bir dille, halka anlatmaya devam ettiler. Bu çalışmaların sonucunda ortaya “Tsunamide Sörf Olmaz “ çıktı. 24 makaleden oluşan kitap sadece deprem ve tsunami ile ilgili makalelerle  sınırlı değil. Doğa bilimleriyle ilgili konulara da yer verilen kitapta ; depremler önceden söylenebilir mi, insan kaynaklı depremler var mıdır, afetler artıyor mu, radon gazı neden kanser yapar, iklimler insanlar olmadan da değişebilir mi, doğal afetler konusunda yanlış inançlar nelerdir, depremlerin beklenmedik etkileri nelerdir, jeoturizm nedir gibi pek çok sorunun da yanıtlarını bulacaksınız.

 

26 Aralık 2004 tarihinde Endonezya’da meydan gelen dünyanın en büyük depremlerinden birini ve hemen ardından oluşan tsunamiyi Türkiye’den giden bir ekiple yerinde inceleyen Prof. Dr. Şükrü Ersoy , izlenimlerini fotoğraflarla bütünleyerek ayrıntılı olarak kitabına aldı. Ülkemiz kıyılarını da tsunami açısından inceleyen ve  elde edilen sonuçları oldukça ürkütücü bulan Prof. Dr. Şükrü Ersoy ,  “Tarihi kayıtlarda, kıyılarımızda tsunaminin trajik sonuçları var. Bizi bekleyen tehlikenin farkında mıyız?” diye soruyor ve ekliyor; “Dünyada tsunami tehlikesi açısından en tehlikeli ikinci yer ne Atlantik, ne de Hint Okyanusu’dur: Akdeniz ülkeleridir. 3.000 yıllık bir dilim içersinde oluşan 100 tsunaminin 30’uda İstanbul çevresinde olmuştur.”

 

 Bu durumda insanın aklına neler gelmiyor ki: Ülkemiz deprem ülkesi olduğuna göre hangi kıyı şehrimizin yöneticileri olası bir deprem sonrası oluşacak tsunamiye yönelik tedbir aldı. Olası tsunami sonrası oluşacak zararlarla ilgili bir araştırma yaptırıldı mı? Bu soruların cevabını yine Prof. Dr. Şükrü Ersoy veriyor: “Yetkililer ilgisiz, ilgililer de yetkisiz oldukça bu sorunları yaşamaya devam edeceğiz.”

 

 

Prof. Dr. Şükrü Ersoy ilginç bir sorunun da cevabını veriyor kitabında...

 

Afetlerin hiç mi olumlu sonuçları yok? Belki inanmayacaksınız ama afetlerin olumlu sonuçları da varmış:

 

“Aslında afetlerin olumsuz tarafları olduğu kadar olumlu tarafları da vardır. Çünkü ülkede karar vericilerin, hükümetlerin normal koşullarda siyasal baskı altında yapamadıklarını, alamadıkları ve uygulayamadıkları tüm kararları, tüm icraatları daha rahat yapma şansına sahip olurlar. Bu küçümsenemeyecek bir kolektivizm demektir. Bu bakımdan afetler, iyi kullanıldığı takdirde bazen ülkelerin hızlı gelişmesi açısından bir fırsat olarak görülebilir.”

 

 

Prof. Dr. Şükrü Ersoy ,  özellikle ülke olarak eksik olduğumuzu tespit ettiği  afet kültürü ve bilgi toplumu olamamamız üzerinde de duruyor.

 

.

 

 

            Bir ülkede yaşayan insan topluluklarının afet kültürüne sahip olması için önce bilgi toplumu olmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Şükrü Ersoy :

 

“1999 depremlerinden sonra depremlerin jeolojik nedenleri ya da depremin neden olduğu büyük hasarların mühendislik boyutları tartışıldı. Can ve mal kayıplarının büyük olmasına yol açan sosyo-ekonomik koşullar ile bu işin diğer boyutları pek fazla tartışılmadı.” diyor ve cevabını vermemiz gereken ilk sorunun üzerinde de ısrarla duruyor

 

“Türkiye bir deprem ülkesi midir?”

 

Bu sorunu cevabını ayrıntılı ve herkesin anlayabileceği bir anlatımla veriyor Prof. Dr. Şükrü Ersoy...

 

“Türkiye’nin gerçekten bir deprem ülkesi olduğunu anlamak için, yerbilimci olmak gerekmiyor, tarihimizi okumakta yeterli olacaktır. Türkiye kıtaların birleştiği yamalı bir bohça gibi, sürekli bir taraflara kayan levhacıklardan oluşmaktadır. Küçük yada büyük depremleri incelediğimizde aktif bir deprem ülkesi oluğumuzu söyleyebilirim. Bu sonuçlara rağmen insanlar o kadar korkar hale geldi ki birisi çıksa deprem olmayacak dese de normal hayatımıza dönsek diye bekledi. Çünkü yalan da olsa bu sözler insanları rahatlatacaktı. Hatta bu tarz söylemlerde bulunanları baş tacı bile ettik...

 

Nüfusun yüzde 90’ı, endüstriyel tesislerin yüzde 55’i, barajların yüzde 40’ı aktif fay kuşağı üzerindedir. Bu tablo hem ekonomik, hem sosyal açıdan depremin bizler için ne kadar hayati önemi olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Bir bölgenin sosyo-ekonomik sorunlarını halletmeden doğal afetlere ilişkin bir sorunu çözmekte hemen hemen olanaksızdır.”

 

Depremden kaçış olamayacağını belirten Ersoy, Türkiye’nin en sağlam kayaçları üzerinde bulunan İstanbul’dan nereye göç ederseniz edin değişen bir şey olmayacağını belirtiyor:

 

“Türkiye’nin neresine göç edersek edelim bina kalitelerinin kötü olması aslında bizi bekleyen en büyük tehlikelerden... Asıl korkulacak konu; bina kalitelerinin kötü olması... Unutmayın doğayla savaş olmaz onunla ancak barış yapabilirsiniz..” diyen Prof. Dr. Şükrü Ersoy , şimdiye kadar sadece afet sonrasında yapılması gerekenler konusunda odaklanıldığını, oysa asıl yapılması gerekenin tehlikelerin afet haline dönüşmeden önce önlemler alarak zararın en aza indirilmesi olduğunu da belirtiyor ve ekliyor: “Afet yönetimlerinin gerçekçi olması için sivil toplum örgütlerinin ve halkın da bu işin bir parçası haline getirilmesi; onların bilinçlendirilmesi gereklidir. Sivil toplum örgütlerinin görevi, olayı bir deprem ya da afet sorunu olarak görmekten çok olaylara tepeden bakan insan ve yaşadığı toprakların ve kaynakların nasıl daha verimli olarak kullanılabileceği, ben merkezli değil de bütünsel bakış açısıyla anlatmaktır. Kısacası, kentli olmak fikrinin aktarılmasını sağlamaktır.”

 

İnsanların tek beklentisinin “Deprem Olmayacak” sözünü duymak olduğunu da hatırlatan Ersoy, halkın bilimsel konulara nasıl yaklaşacağını bilmediğini,  bazı bilim insanları arasındaki tartışmaları gereğinden fazla abarttığını söylüyor ve ekliyor: “Tartışma bilimin doğasında vardır. Bilimde varolan bulgular sizi iki farklı yoruma götürür. Bu iki farklı yorumda kendi içinde tutarlıdır. Tartışma da yeni bulgulara kadar devam eder.”

 

Charles Richter’in; “Depremi sadece aptallar, yalancılar ve şarlatanlar önceden bilebilir.” sözünü de hatırlatıyor ve ekliyor Ersoy: “Tabii ki teknolojik gelişmeler sayesinde gelecekte bilinecektir fakat şimdilik bu durum söz konusu değildir. Sadece aktif fayların bulunduğu yerlerde aletsel ve tarihsel dönemdeki deprem kayıtlarına bakarak deprem oluş sıklıklarını tahmin edebiliriz. Elimizdeki tarihsel kayıtlar en fazla 3000 yıl öncesine aittir. Bilinenler arttıkça önceden kestirimler daha gerçekçi olacaktır. Üstelik saptanabilmiş faylar üzerinde yapılan ve gelişmekte olan bazı aletsel ve gözlemsel tekniklerle o fayın gelecekte oluşturacağı depremler konusunda ciddi gelişmeler kaydedilmeye başlanmıştır.”

 

 

ASIL TEHLİKE: BİLİNMEYEN FAYLAR

 

 

            “Anadolu’da pek çok insan bilgilendirilmedikleri için oturdukları yerin depremsellik açısından durumunu bilmiyorlar... Türkiye’nin tamamı deprem bölgesidir diyebiliriz. Çünkü hiçbir ilimiz deprem oluşturabilecek aktif bir faya 100 km den uzakta değil. İstanbul’da ciddi hasarlar ve can kaybına yol açan 17 Ağustos Depremi’nin merkez üssünün 90 km uzaklıkta olduğunu düşünürsek düşüncemizin ne kadar doğru olduğu ortay çıkar... Anadolu’da keşfedilmeyi bekleyen daha aktif olduğu saptanmamış yüzlerce fay var. Deprem konusunda arazi çalışmalarıyla canlı kırıkları saptayabilecek daha fazla uzmana gereksinim var. Aksi takdirde bu fayların yerini depremlerle anlayabileceğiz. Bu kırıklar önceden saptandığında, gözlem altına alınır, gecikmeli de olsa şehir yerleşim planlamacılarına faydalı veriler sağlanmış olur.”

 

Prof. Dr. Şükrü Ersoy ’un bu tespitlerinden sonra asıl tehlikenin bilinen değil de bilinmeyen faylardan geleceği gerçeği çıkıyor ortaya...

 

Biz gerçekleri değil istediklerimizi duyma arzusundayız, yalan da olsa... Gerçeğin bize kazandıracağı gücün farkında değiliz. Gerçeklerden yola çıkarak doğruyu çabuk bulabileceğimizi göz ardı ediyoruz. Gerçekler, afetlerin zararlarını en az kayıpla atlatmamıza neden olacak afet stratejilerini geliştirebilmemizi de sağlayacaktır.

 

 

            Prof. Dr. Şükrü Ersoy ’un “Tsunamide Sörf Olmaz” adlı kitabını bitirdiğinizde şiddetli bir şekilde sarsılacaksınız. Fakat korkmayın; bu sarsıntının size herhangi bir zararı olmayacak. Aksine çok faydasını göreceksiniz...

 

  • “Tsunamide Sörf Olmaz”, Çınar Yayınları, 1. Basım Ekim 2005, 312 Sayfa

     

www.cinaryayincilik.com.tr

 

Bizim Sanat-2006

 

 
< Önceki   Sonraki >