| Kadir İNCESU : TSUNAMİDE SÖRF OLMAZ* |
|
|
| Yazar Administrator | |
|
Kadir İNCESU : “TSUNAMİDE SÖRF OLMAZ”* İlk popüler bilim yazısı, herkesin anlayacağı bir dilde 1989 yılında Tübitak’ın Bilim ve Teknik Dergisi’nde yayınlandığında bazı hocalarından ve meslektaşlarından olumsuz tepkiler alır Prof. Dr. Şükrü Ersoy... “Bu tür yazıların bilime katkısı olmaz...” “Çalışmalarını üniversite içinde sürdürmelisin...” Fakat, Yıldız Teknik Üniversitesi Doğa Bilimleri Başkanlığı’nı sürdüren Prof. Dr. 26 Aralık 2004 tarihinde Endonezya’da meydan gelen dünyanın en büyük depremlerinden birini ve hemen ardından oluşan tsunamiyi Türkiye’den giden bir ekiple yerinde inceleyen Prof. Dr. Bu durumda insanın aklına neler gelmiyor ki: Ülkemiz deprem ülkesi olduğuna göre hangi kıyı şehrimizin yöneticileri olası bir deprem sonrası oluşacak tsunamiye yönelik tedbir aldı. Olası tsunami sonrası oluşacak zararlarla ilgili bir araştırma yaptırıldı mı? Bu soruların cevabını yine Prof. Dr.
Prof. Dr. Afetlerin hiç mi olumlu sonuçları yok? Belki inanmayacaksınız ama afetlerin olumlu sonuçları da varmış: “Aslında afetlerin olumsuz tarafları olduğu kadar olumlu tarafları da vardır. Çünkü ülkede karar vericilerin, hükümetlerin normal koşullarda siyasal baskı altında yapamadıklarını, alamadıkları ve uygulayamadıkları tüm kararları, tüm icraatları daha rahat yapma şansına sahip olurlar. Bu küçümsenemeyecek bir kolektivizm demektir. Bu bakımdan afetler, iyi kullanıldığı takdirde bazen ülkelerin hızlı gelişmesi açısından bir fırsat olarak görülebilir.”
Prof. Dr. .
Bir ülkede yaşayan insan topluluklarının afet kültürüne sahip olması için önce bilgi toplumu olmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. “1999 depremlerinden sonra depremlerin jeolojik nedenleri ya da depremin neden olduğu büyük hasarların mühendislik boyutları tartışıldı. Can ve mal kayıplarının büyük olmasına yol açan sosyo-ekonomik koşullar ile bu işin diğer boyutları pek fazla tartışılmadı.” diyor ve cevabını vermemiz gereken ilk sorunun üzerinde de ısrarla duruyor “Türkiye bir deprem ülkesi midir?” Bu sorunu cevabını ayrıntılı ve herkesin anlayabileceği bir anlatımla veriyor Prof. Dr. Şükrü Ersoy... “Türkiye’nin gerçekten bir deprem ülkesi olduğunu anlamak için, yerbilimci olmak gerekmiyor, tarihimizi okumakta yeterli olacaktır. Türkiye kıtaların birleştiği yamalı bir bohça gibi, sürekli bir taraflara kayan levhacıklardan oluşmaktadır. Küçük yada büyük depremleri incelediğimizde aktif bir deprem ülkesi oluğumuzu söyleyebilirim. Bu sonuçlara rağmen insanlar o kadar korkar hale geldi ki birisi çıksa deprem olmayacak dese de normal hayatımıza dönsek diye bekledi. Çünkü yalan da olsa bu sözler insanları rahatlatacaktı. Hatta bu tarz söylemlerde bulunanları baş tacı bile ettik... Nüfusun yüzde 90’ı, endüstriyel tesislerin yüzde 55’i, barajların yüzde 40’ı aktif fay kuşağı üzerindedir. Bu tablo hem ekonomik, hem sosyal açıdan depremin bizler için ne kadar hayati önemi olduğunu ortaya koymaktadır. Bir bölgenin sosyo-ekonomik sorunlarını halletmeden doğal afetlere ilişkin bir sorunu çözmekte hemen hemen olanaksızdır.” Depremden kaçış olamayacağını belirten Ersoy, Türkiye’nin en sağlam kayaçları üzerinde bulunan İstanbul’dan nereye göç ederseniz edin değişen bir şey olmayacağını belirtiyor: “Türkiye’nin neresine göç edersek edelim bina kalitelerinin kötü olması aslında bizi bekleyen en büyük tehlikelerden... Asıl korkulacak konu; bina kalitelerinin kötü olması... Unutmayın doğayla savaş olmaz onunla ancak barış yapabilirsiniz..” diyen Prof. Dr. İnsanların tek beklentisinin “Deprem Olmayacak” sözünü duymak olduğunu da hatırlatan Ersoy, halkın bilimsel konulara nasıl yaklaşacağını bilmediğini, bazı bilim insanları arasındaki tartışmaları gereğinden fazla abarttığını söylüyor ve ekliyor: “Tartışma bilimin doğasında vardır. Bilimde varolan bulgular sizi iki farklı yoruma götürür. Bu iki farklı yorumda kendi içinde tutarlıdır. Tartışma da yeni bulgulara kadar devam eder.” Charles Richter’in; “Depremi sadece aptallar, yalancılar ve şarlatanlar önceden bilebilir.” sözünü de hatırlatıyor ve ekliyor Ersoy: “Tabii ki teknolojik gelişmeler sayesinde gelecekte bilinecektir fakat şimdilik bu durum söz konusu değildir. Sadece aktif fayların bulunduğu yerlerde aletsel ve tarihsel dönemdeki deprem kayıtlarına bakarak deprem oluş sıklıklarını tahmin edebiliriz. Elimizdeki tarihsel kayıtlar en fazla 3000 yıl öncesine aittir. Bilinenler arttıkça önceden kestirimler daha gerçekçi olacaktır. Üstelik saptanabilmiş faylar üzerinde yapılan ve gelişmekte olan bazı aletsel ve gözlemsel tekniklerle o fayın gelecekte oluşturacağı depremler konusunda ciddi gelişmeler kaydedilmeye başlanmıştır.”
ASIL TEHLİKE: BİLİNMEYEN FAYLAR
“Anadolu’da pek çok insan bilgilendirilmedikleri için oturdukları yerin depremsellik açısından durumunu bilmiyorlar... Türkiye’nin tamamı deprem bölgesidir diyebiliriz. Çünkü hiçbir ilimiz deprem oluşturabilecek aktif bir faya Prof. Dr. Biz gerçekleri değil istediklerimizi duyma arzusundayız, yalan da olsa... Gerçeğin bize kazandıracağı gücün farkında değiliz. Gerçeklerden yola çıkarak doğruyu çabuk bulabileceğimizi göz ardı ediyoruz. Gerçekler, afetlerin zararlarını en az kayıpla atlatmamıza neden olacak afet stratejilerini geliştirebilmemizi de sağlayacaktır.
Prof. Dr.
Bizim Sanat-2006
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




